19 Aralık 2017 Salı

NASİHAT İŞLERİ

Böyle lafların da hastasıyım, hayat bizi “daha büyük bir şeye” atacağı için geriyormuş. Sebep? Daha büyük bir şeye gitmek istediğimi kim söyledi ki, germe beni hayat :p 
Bu lafı da Paulo Coelho söylememiştir bence, birkaç kitabını okumuşluğum var, onun ayarı bir cümle değil bu. Malum, sosyal medya leşkerlerinin böyle bir huyu var, bi laf yumurtluyorlar, sonra da altına meşhur bir isim yazıp dayıyorlar piyasaya. Gerçekten onunsa da ayıp yani, kınıyorum.

Dünyanın en değersiz şeyi nasihattir çünkü bedavadır. Bir şey size çok değerliymiş havasında bedavadan veriliyorsa kıllanmak akıllıca olur. Gerçekten değerli de olabilir tabi o bedelsiz sunulan ama dikkatli olmak lazım.
Nasihat soru içermez, cevaptan ibarettir. Yani size nasıl davranacağınızı dikte eden bir şeydir, insana kendini dayatma imkanları sunan bir konsepttir. Bu özelliğiyle şiddet unsuru olarak gayet işlevseldir, özellikle pasif agresifler bu işin ustasıdır, size her türlü kötülüğü “sizin iyiliğiniz için” yaparlar.

Pek çok akıllı kişi pek çok güzel söz bırakmış da gitmiş. İnsan beynine çapraz koşular yaptıran, yeni kapılar açan, çok sağlam, yüksek hayranlık uyandıran özdeyişlerin sayısı az değil.
Ancak nasihat kapıları açmaz, kapatır, düşünceye yer bırakmaz, noktayı koyar bırakır. Çok fazla nasihate maruz kalmış biri olarak…nasihatteki iyi niyet kisvesine gizlenmiş dayatma halinin sevimsizliğinin bizarı olduğumu rahatlıkla söyleyebilirim.

Konu nasihatse asıl bahsedilmesi gereken şey hazırcılıktır, bu hazırcılık dediğim giderek artan bir şeydir, çok fena bir şeydir!
Haldun Taner’in bir yazısı vardı, insanların bu hazırcılığı ile dalga geçen bir yazı, örnek olarak da nasıl zengin olunacağını tarif eden kitapları verir. Mealen der ki:
Yahu, zengin olmanın yolu birkaç püf noktasından ibaret olsa, bunlar bir kitaba sığabilir olsa, o kitabı okuyarak zengin olmak mümkün olsa…o kitabı size o kadar ucuza satarlar mı sanıyorsunuz?

Yıllar önce okumuşumdur şunu ve bir kalıp olarak düşünceme yerleşmiştir bu soru: bu kadar işe yarıyor olsa o kitabı bu kadar ucuza satarlar mı? Bedava peynir fare kapanında olur yani.

Bedava peynir fare kapanında olur…bu bir atasözü…ve nasihat. Madem bu kadar gıcığım bu nasihat işine neden atasözü kullandım? Derdimi çok kısa ve şık anlatmama imkan tanıyor da ondan. Bir kendini dayatma filan da söz konusu değil, zekice bir uyarıdan ibaret. Genellemeci bakmak yanıltır, o “kendini dayatma” dediğim şeyi iyi süzmek lazım.

Şu kişisel gelişim zırvalıkları, bilmem kaç maddede mutluluğun anahtarları filan… hepsi yalandır! Hayat dediğin maddelere sığıştırılamayacak kadar komplike ve sofistikedir. “Kaynım da aynı böyle olmuştu, şu ilacı içti iyi oldu” diyen teyzenin önerdiği ilacı içmenizi asla tavsiye etmem! Birine yarayan ötekine yaramaz, parametreler sandığımızdan çok daha fazla olabilir çünkü.

Fotoğrafların exif bilgileri olur; diyafram, enstantane, odak uzaklığı ve iso değeri. Aslında crop katsayısının da ilave edilmesi lazım da…neyse.
Bir fotoğrafı pek çok farklı exif kombinasyonlarıyla çekmek mümkündür, mevzuya hakimsen o kombinasyonlardan hangisini seçtiğin çok da önem arz etmez. Ama bu tarif-reçete aşkı, bu hazırcılık…öyle sirayet etmiş ki bünyelere… fotoğrafın sırrının exif seçiminde olduğunu zanneden ciddi bir kitle var! Yani evet, bir macro fotoğraf çekerken diyaframı 5,6 alırsan olmaz o iş, aşmaman gereken teknik sınırlar var, 1/100 enstantaneyle pan çekemezsin mesela ama iyi çeken birinden exif aldın diye de iyi olmaz fotoğrafın! Bazı salak foto paylaşım platformları exif bilgisini eklemeyi şart koşuyor, bu hazırcılığı destekliyor, o kadar anlıyorlar çünkü! Yahu fotoğraf uzun pozlama değilse, ne bileyim bir teknik incelik ihtiva etmiyorsa…exifi ne yapacaksın ki? Fotoğraf gezilerinde de gelir sorarlar: isoyu kaç yaptın, diyafram ne? Öğrenir ama düzgün bişi çekemez gene de. Tarifle olmuyormuş…di mi?
Velhasılı ne ustalık ne de hayat öyle birkaç cümleye sığmaz, resmin bütünü sandığın kulağıdır, köşesidir hep.

“Sohbet” kelimesi yanlış kullanılır çok zaman. Bir konuşmanın sohbet olabilmesi için tarafların statü olarak denk olması gerekir. Yani amir-memur ilişkisi altında sohbet edilemez, konuşmanın sohbet olabilmesi için amirin amirliğini geçici de olsa bir kenara bırakması gerekir, karşısındakini dengi sayması gerekir. Hani “seninle müdürün olarak değil bir abin olarak konuşuyorum” diye başlayan konuşmalar var ya…müdür dediğini gerçekten yapıyorsa ne ala ama genelde yalandır bu, statü farklılığının sağladığı avantajlardan vazgeçmez çünkü insanlar…genelde. O çocuklarıyla “arkadaş gibi” olma iddiasındaki babaların bu tavrı da yalandır. Sözüm ona “arkadaşız” ayağına, sözüm ona “sohbet” ayağına dayar çocuğa nasihatleri. Derdi basittir, çocuğun kendi istediği gibi olmasını istiyordur. Kendini dayatmanın kibar bir yoludur nasihat.
Bir konuşmanın sohbet olabilmesinin bir şartı statü farklarından azade olması ise öteki şartı da dinleyebilmektir. Çok zaman dinlemeyi zorlaştıran da o statü farklılıklarıdır zaten, “bir kenara bıraktım” der ama kolay bırakmaz insan lüksünü, olgunluk ve cesaret gerektiren bir iştir statüden geçici de olsa vazgeçmek.

A Perfect World her ebeveynin muhakkak izlemesi gereken muhteşem bir film... Kaç kez izledim bilmiyorum, gene izlerim. O statü farkı kullanımının geçici olarak da olsa bir kenara bırakılmasının nasıl muhteşem farklar yaratabileceğini hiç çaktırmadan ama çok muhteşem anlatır. Bu işi beceren de bir kaçak mahkumdur, polisiye bir kaptı kaçtı filmi görüntüsündedir film ama… çok doludur. İzlememiş olanlara izlemesini pek çok tavsiye ederim. (Tavsiye ederim, nasihat değil:p)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Öne Çıkan Yayın

ÇOK GÜZELSİN GİTME DUR NOKTASI

Şahsi tarihimizin tekerrür ede ede gözümüze sokmaya çalıştığı toplamda sadece tek bir şey vardır belki de: O aslında öyle değil. Taz...