31 Mayıs 2018 Perşembe

BROOKLYN'DE OROSPULUK


Aysel git başımdan orospunun tekisin.

Attila İlhan beni affetsin, Aysel de öyle. Derdim kara çalmak değil, kötü komiklik peşinde de değilim, çok tuhaf bir şeyden bahsedesim var sadece. Yanlış anlaşılmaya çok müsait şeyler söyleyeceğim için zeka zafiyeti içinde olanların okumaması daha hayırlı olur.

Orospu kelimesinin bende net bir karşılığı yok, çıkamıyorum işin içinden.
Tdk orospu için iki şey söylemiş:
1. Hayat kadını. 2. Kolay elde edilen, düşük ahlaklı kadın.
Saçma sapan tarifler bunlar, "hayat kadını" dediğin zaten eşanlamlısı, bir tarif yok ki orada, o kolay elde etme işi de manasız, ne kadar kolay? Oradan ahlak çıkarımında bulunmak? Saçmalık!
Para karşılığında cinsel ilişkiye giren kişi... desek daha doğru bir tarif olur herhalde ama bu tarif de yanlış.
Karşılığı illa para olmak zorunda değil, para yerine "menfaat" demek daha doğru.
Cinsel ilişki şartı da yok, adam parasını verip sadece seyretmekle yetinebilir mesela, değişik talepleri olan sapkın ruhlu insanlar da var.
Menfaat karşılığında insanlara cinsel haz veren kişi.... daha doğru bir tarif bu hesapla. İyi.

İyi de... pazarladığı malı satabilmek için biraz dekolte giyinen kadın da bu tarife giriyor! Bu tarif de doğru olmamalı çünkü azıcık süslenen her kadını (ve erkeği) bu tarife sokabiliriz, müşterisine güzel görünmek orospuluk olmamalı di mi? Bir yerden çizgi çekmek lazım da nereden... ben bilmiyorum, işin içinden çıkamadığımı söylemiştim.

Orospuluğu bir meslek değil de bir davranış biçimi hatta bir itki olarak ele almak daha akılcı olur bence, istediğine ulaşabilmek için cinselliği araç olarak kullanma davranışı-itkisi...gibi.

Şu filmden geldi aklıma bunlar.
Aslında daha önce bahsetmiştim bundan,  Blue Valentine filminden bahsettiğim (25.12.2017) yazıda, bir video vardı orada, adam gayet açık anlatıyordu konuyu, diyordu ki:
Bence erkekler kadınlardan daha duygusal. Biz evlendiğimizde tek bir kadına bağımlı oluyoruz, bir kadınla tanışıyoruz ve "bu kadınla evlenmezsem aptalım" diyoruz. Kadınlar en iyi ihtimali seçiyorlar. Evlenirken işi var mı diye bakıyorlar. Hayatları boyunca beyaz atlı prensi arıyorlar, sonra en iyi ihtimalle evleniyorlar.

Burada doğrudan kadınlar hedef alınmış da karşı cinse bu gözle bakmak kadınlara has değil... ancak bu bakış açısı kadınlarda fıtratsal, o yüzden "itki şeklinde düşünmek daha akılcı" dedim.

Burada anahtar kelime: sebepsizlik.
Yakınlaşma sebeplerin ne kadar belirsizse... yakınlaşman ne kadar sebepsizse... o yakınlaşma o kadar yücedir.
Bir kadınla karşılaşırsın ve "kalan ömrümü bunun dizinin dibinde geçirmezsem aptalım" dersin, hatta ona uzak kalmak acı verir, sebepsiz yakınlaşma budur işte, neden kalan ömrünü o dizlerin dibinde geçirmek istediğini kendine bile açıklayamazsın çünkü.
"En iyi ihtimal" diye bahsedilen durumsa gayet sebepli. Bir şeyler karşılığında o kişinin yanında duruyorsundur, tek tek sayılabilecek sebepler söz konusu burada. Böyle tek tek sayabiliyorsan durum hiç de yücelik arz etmez!

Çok ilginç bir çelişki var burada.
Şu dünyada koşulsuz sevgiye en iyi örnek annenin evladına sevgisidir herhalde. Şu dünyanın en koşulsuz sevgisini üretebilen kadının erkeğe sevgisinin bu kadar koşula bağlı olması ilginçtir. Biyolojik formasyon üzerinden düşünürsek kadının erkeğini koşullu olarak sevmesinin sebebi evladını koşulsuz sevmesidir...diyebiliriz, her şey çocuk için yani, her şey soyumuz devam etsin diye.

Hiçbir şey karanlık odadaki siyah kediyi aramak kadar zor değildir. Hele de odada kedi yoksa.
Konfüçyüs

Kadınların bilmediği ve anlamak istemediği bir bilgi vereyim: erkekler kadında hep o koşulsuzluğu arar, sebepsiz sevilmek ister erkek.
"Beni ben olduğum için sevsin sadece" der erkek, "bir farkım olacaksa benim ben olmam olsun" der. İyi bir iş, adaleli vücut filan değil yani... kabul görme istediğidir bu, "gerçek bir kabul görme isteği" yani samimiyet arayışı.
Kadın o erkeğin önünde durur ve ayrılmaz oradan, neden? Daha iyi bir ihtimale sahip değildir de ondan! Erkek bu düşünceden nefret eder ama... bütün ömrünün karanlık bir odada olmayan kediyi aramakla geçmesini de engelleyemez.

Bunu çözmüş akıllı erkeklerin hayatları kolaydır, kedi medi aramazlar, olana talim ederler. Ahmak erkeklerse samimi sevgi peşinde heder olur giderler.

Bu paragraf spoiler içerir.
Filmde (Brooklyn, yukarıda linkini verdiğim) doğruluk cetveli gibi bir kız var. Akıllı, ahlaklı, ağır başlı,  güvenilir vs.
Filmin başında bu kızın hayatı zorluklar içinde iken giderek durumu iyileşir. Bu iyileşmede en büyük etken de evleneceği adamı bulması ve hatta aşık olmasıdır. İşler o kadar yolunda gider ki "niye çekmişler ki lan bunun filmini, her şey yolunda işte" diye düşünüyorsunuz izlerken. Ama sonlara doğru "daha iyi bir ihtimal" bulunca o güzelim, o ahlak timsali kızın başı götü oynamaya başlar!  Yönetmen izleyiciye "bu bile böyle yapıyorsa" dedirtmeye çalışır... dedirtir de.

Orospuluk bir meslek değil bir itkidir, hayatta kalabilmemiz için bize verilmiş itkilerdendir, hatta sade hayatta kalmak değil üreyip soyumuzu devam ettirmemize de yarar, erkeği kadını da olmaz bu itkinin. Sevginizi ne kadar sebeplere bağlıyorsanız, zor bir durumla ya da daha iyi bir ihtimalle karşılaştığınızda partnerizi satıp sıvışma yeteneğiniz ne kadar yüksekse...o kadar nasibiniz var demektir orospuluk itkisinden.

Breaking The Waves filminde ana karakter (Bessy) bir laf eder, daha önce de bahsetmiştim bu replikten ki beni çook etkilemiş bir repliktir, der ki:
Herkesin hayatta en iyi yaptığı bir şey vardır. Benimki de aptallık. Ben inanırım.

Odada olmayan siyah kedidir Bessy... arar dururuz. Çok az "gerçek aptal" var dünyada, herkes uyanık.

Not: Filmde şöyle de bir replik var:


Bu repliği söyleyen kişi otoriteyi temsil eden bir teyze. Mevcut durumu muhafaza etme düşüncesinin ifadesidir teyzenin söylediği, yani statükonun.
Erkek çalışacak, kadın da tek bir erkekle sevişecek... diyor işte statüko.
Kadim düşünce hayatta kalmanın yöntemini bu şekilde belirlemiş. Önemli bir replik bu, bu cümleyi anlamak pek çok şeyi anlamaya kapı açar.
Bu repliği not olarak koymayı uygun gördüm çünkü zaten karışık olan meseleyi iyice karışıklaştırırdı ama bu yazıda da bulunması gerekiyordu.

9 Mayıs 2018 Çarşamba

ESKİYE GÖRE YENİLER


24 Temmuz 1940 tarihli Vakit Gazetesi haberi...
Pek hoşuma gitti haber de devamı 7. sayfada imiş ama o sayfa ne yazık ki yok :(

Faruk Nafiz'den de bir şiir ekleyeyim bari, bu ikisi burada dursun:

ESKİYE GÖRE YENİLER

Zamane şairleri, Yani’ye Kani derler, 
İki satır dizince adına mani derler.

Çaldıkları ıslığa saf şiir derler çoğu,
Çektikleri sıtmaya vahy-i rabbani derler.

Altı saatlik ömrü olmayan şiire baki,
Altı asır yaşamış gazele fani derler.

Nazma yumruk atanlar ya dahidir ya şair,
Musiki, renk ve mana koyana cani derler.

Eskilerin bir ölmez şiir perisi vardı,
Yeniler böylesini görse zebani derler.

Eskiler ilham için gezerlerdi Ada'da,
Yeniler ver elini Mezeci Yani derler.

Aynı adam sanırlar bütün sakallıları,
Abdülhak Hamid'e Hamid-i sani derler.

Devrin şiirlerinde her kim mana ararken,
Aklını oynatırsa, tesir-i ani derler.

Eskiler böyle anlar yenilerin şiirin,
Yenilere sorarsan idrak-i mani derler.

Çam deviren sorarsa kimdir hakiki şair,
Memleket yollarında Veysel Karani derler.

Not: Şiiri internette bulup copy-paste yapayım dedim ama bulduklarım hep yanlış ve eksikti. Yine ne varsa kitaplarda var.

Öne Çıkan Yayın

ÇOK GÜZELSİN GİTME DUR NOKTASI

Şahsi tarihimizin tekerrür ede ede gözümüze sokmaya çalıştığı toplamda sadece tek bir şey vardır belki de: O aslında öyle değil. Taz...