18 Ağustos 2020 Salı

BÜYÜK BOŞLUKTA BOZULDU

 

"yüksekkaldırım'da bir akşam

maria missakian'ı düşündüm"

 

Düşündüm evet.

 

"eğer kendimi bıraksam

yağmur olabilirdim yağardım"

 

Yağardım.

 

"kasım'da bir çınar olurdum

yaprak yaprak dökülürdüm

kalbimi sıkı tutmasam"

 

O kadar da sıkı değildi aslında.

 

.........................................

 

Nehrin ortasında kuru kalmak, içinden geçerek ıskalamak, ıskalamayı ortalamak, mükemmel bir olmamışlık... gibi şeyler işte.

"Sınav iptal edilecekmiş çünkü bütün sorular yanlışmış" ümidini ısrarla besleyen salak öğrenciye verecek nasihat bulamayan emekli albay kadar çaresizdir zihin eğer zehirlenmişse (gerçeklerle zehirlenmiş) ve gün battıktan sonra sokaklarında sadece köpekler olan köyde dolanan evini kaybetmiş köylü kadar da sakildir. (Hangi eve baksa onunki değil)

 

...........................

 

Bulmak hiçbir şeydir, kaybolma isteği ise bulunma isteğinden sonra gelir ve tastamam bir yaşama hali ihtimali hepsinin üzerindedir. İnsanın tekrarları da bu daire içindedir. Her şey kısa süreli bir çarpıntı, minik bir zarif hissediş içindir.

 

Doğrudur, "değmez uyanmaya ikmal-i ömr için" ama bu kural sadece uyuyabilenler içindir. Ki uyumak iyidir.

 

"Öldük, ölümden bir şeyler umarak,

Bir büyük boşlukta bozuldu büyü"

2 Ağustos 2020 Pazar

MELALİ ANLAMAYAN NESLE AŞİNA DEĞİLİZ


Aşk imiş her ne var alemde,
İlm bir kıyl ü kaal imiş ancak.

Bu muhteşem şey bir fotoğraf değil aslında, Skins dizisinin 5. sezon ilk bölümünden aldığım screenshot, 09:33 - 09:50 arasında böyle bakıyor bu kız. Ben de fotoğrafa dönüştürüp uzun uzun izledim bu sanat eserini.  
Bakışlar çok yıllar öncesinden birinin bakışlarına (fena halde) tekinsiz benzerlikler arz ettiği için birazcık buruk izledim ama olsun, şu sanat denen şey iyi ki de var.


Bu muhteşem şey de bir Sokratis Malamas şarkısı, adı prigripessa. Türkçesi: prenses.
Kız arkadaşına (sonradan karısı olmuş) doğum gününde hediye alacak parası yokmuş, oturmuş bu şarkıyı bestelemiş prensesine.

İncelikmiş her ne var alemde,
Gerisi bok püsürmüş ancak.

Güzel şeyler mümkün ve inceliklerin yüzü suyu hürmetine dönüyor şu dünya, gerisinden de bana ne.

27 Temmuz 2020 Pazartesi

İSTEMLİ İNKAR, İSTEMSİZ BİAT


"Her nesnenin bir biçimi var ama
Aşka hudut çizilmiyor Mihriban"

Böyle anlıyordum türkünün sözlerini (Abdürrahim Karakoç şiiridir) ve bu iki dizeyi çok seviyordum. Aşkın hudutsuzluğu biçimsizliğinde saklıydı yani... tarif edilemez, kelimeye hapsolmaz bir şeydi aşk ve bütün sırrı biçimsizliğindeydi. Katı değil, sıvı değil, gaz gibi, net bir biçimden ya da hacimden bahsedilemez, ele geçmez avuca sığmaz hatta gözle seçilemez, kesinlikle var ama ispatı imkansız bir şeydi aşk.
Böyle derinliği olan bir hakikati bu kadar kısa-çarpıcı anlatabildiği için hayrandım o iki dizeye.
O türkünün sözleri gerçekten böyle olsaydı o biçimsizlik üzerine daha bir sürü şey yazabilirdim ama öyle değilmiş... her nesnenin bir biçimi değil "bitimi" varmış.
Lan zaten "bitim"le "hudut" aynı şey ki, aynı anlamlı iki kelimeyi alt alta iki dizede kullanmışmış meğer şair, meğer gayet sıradan bir laf salatasıymış o iki dize, değersizmiş.

Bu noktada tecihler iki tanedir; ya doğrusunu inkar edip "biçim"li haliyle "bilerek yanlış" bir şekilde kafanızda saklı tutarsınız o iki dizeyi ya da hakikate biat edip sevdiğinizi kaybettiğinizi kabul edersiniz.
İlk tercih ustalık ister, yaşama ustalığı... her kula nasip değildir.
İkinci tercihse nasipsiz kullar içindir. Gerçeğe içgüdüsel olarak biat eden hayat nasipsizi bedbaht kullar için.

Namazı beş vakit kılıp yaptığı işin günah olmadığından şüphesiz zengin tefeci, kızlık zarını diktirip kocasına kendini bakire diye yutturan mutlu gelin, fitne-fesat-iftirayla müdürünün ayağını kaydırıp yerine geçen başarılı memur, velhasılı yalanı-riyayı öz çocuğu gibi öz bağrına bastırabilen herkes o yaşama ustalığına sahiptir. Mutlu olmak için yaşar bunlar, bazen de olurlar. Çayırı sarmış ayrık otu gibi her yerdedirler. Önemsiz dünya kemirgenleridir.
İnkardan nasipsiz bedbahtların ömrü ise sevdikleri şeyleri kaybetmekle geçer. O meşum "öyle değilmiş" yaftası en olmadık zamanda gelip yapışır sevdiği şeyin üzerine, istenmeyen aydınlanmalar her şeyin içine eder.

Emile Zola, Dreyfus Davası'ndaki tavrı nedeniyle hain ilan edildi, ülkesini terk etmek zorunda kaldı. Halbuki ülkesini çok seviyordu. Sonra rüzgar değişti, gerçekler ortaya çıktı ve Zola geri döndü, bu sefer de kahraman ilan edildi.
Zola, kendisini hain ilan edenlerden de büyüktü kahraman ilan edenlerden de. Ölürken de kendisinden razı, vicdanıyla barışıktı.
Çok büyük adamdı!


18 Temmuz 2020 Cumartesi

STATİK NOT


Oynamazsan kazanamazsın.
Oynamazsan kaybetmezsin de.

Kazanmak ihtimal, kaybetmemek garanti. Nitekim sıfırına razı kullar böyle yapar.(Gölgesine razı fesleğen'den mülhem) Sıfırına razı olmakta sorun yok ama sıfırına aşık olmak bir çeşit fikir zinasıdır, haramdır. Hareketse farz.

İnsan bazen sevimsizce didaktiktir bazen de sevimsizlikten didaktik. Olan her şey de sıradakidir. Ama "ışıklar kırmızıya dönünce duracaksın"

28 Haziran 2020 Pazar

MUT

"Can sıkıntısı çok büyük bir manevi olgudur. Bu nedenle mandalar sıkılmaz, sadece insanlar sıkılır. İnsanların da sadece bazıları, ahmak olanları sıkılmaz" demiş Osho.
Öyledir, amenna.

Zeki insanın sıkıntıdan kurtulmak için aklına ilk gelen hep elindekini mahvetmek olur. Elindekini güzel güzel tutup yanına yenilerini koyana "akıllı" denir. Akıllılar genel olarak mutlu olduklarını söylerler. Ahmaklarsa gerçekten mutludur.

Ahmaklar huzurun ne olduğunu bilmedikleri için huzurludur. Akıllılar yalandan bir huzuru öz çocukları gibi sahiplenir. Zekinin yanında huzur barınmaz.

Zeki biri zekasına biganedir. Akıllılar zekalarından şüphesizdir. Mandalar mutludur.

6 Haziran 2020 Cumartesi

KARANTİNASAL

Dünyanın bütün güzel kitaplarını okuma imkanımın olmadığını fark ettiğimde okuma şevkim ciddi hasar almıştı. Bununla birlikte sırf bitsin diye okuduğum pek çok güzel olmayan kitap da var.

"Köprü başında yağlı ekmeklerini camekana sıralayan ihtiyar satıcı memnun"

Seni nasıl da çok sevdiğini abarta ballandıra anlatan sevgilinin bir eksiğine iyi geliyorsundur. Olan şey budur, eksiğe iyi gelmek, eksiği tamamlamak değil. Bu iyi gelme ortadan kalkınca da sorunlar baş gösterir. Bazen geç olur, yavrular filan olmuştur. Çocuk boşanmayı ertelemeye güçlü bir sebep tabi ama boşanmış çocuklu çift sayısı da az değil. Sonra yeniden evleniyorlar.

"Memurun, serserisinin aşkları hayalleri kendilerine mahsus"

Dünyanın en güzel kitabını okuyorsan bırakmazsın da okuduğun ya dünyanın en güzel ikinci kitabıysa? "Neyi nerde bırakmak gerekir"in kesin bir cevabı mı var ki veresin? En güzel ikinci kitabı yarıda bırakmanı anladık da güzellik sıralamasında ilk bir milyona giremeyen o kitabı neden okudun sonuna kadar? Dediğim gibi, bir cevap olsaydı verilirdi.

"Sualler tanzim edilir yaşamaya dair, sorulmaz"

Doğru soruyu bulmak bir ömür, yanlış cevap vermek bir dakika.

"Evet, tam da burası, burada durmalıyım şimdi, hep burada" hissini yaşamış olman yanılmamışlığına garanti değil... ki dünyanın bütün "burası"larını gören yok. Bir odayı dünya sanmakla geçiyor ömür, bir kayayı dağ.
Zaman, ne kadar da çok israf edilen bir şey değil mi? Öyle.

İnsana bildiği her şeyi örtebilecek büyüklükte bir tatmin gerek ama belediye otobüsünde ayakta gider gibi gidiyoruz... gittiğimiz yere.

Müsterih olunuz.

Öne Çıkan Yayın

ÇOK GÜZELSİN GİTME DUR NOKTASI

Şahsi tarihimizin tekerrür ede ede gözümüze sokmaya çalıştığı toplamda sadece tek bir şey vardır belki de: O aslında öyle değil. Taz...