11 Kasım 2016 Cuma

SÜPER ÇUBUK AMA 2 TANE

Tuhaf bir test anlayışı var kadınların.

Malzeme dersinde görmüştük, mühendislik dersidir…
Testler, test edilen ürünün heba edilip edilmemesine göre iki türlüymüş. Ürüne hasar vermeyen türden testlerde ürün testten sonra da kullanılabilir halde kalırken ötekinde denek ürün feda ediliyormuş. 
Ürünü tartmak hasarsız testlerdendir mesela ama ürünün ne kadar dayanıklı olduğunu öğrenirken ürünü pırtlatabiliyoruz...gibi.

Bir çubuğun kopma dayanımını ölçerken çubuğu iki yanından çekip çekip en sonunda kopartıyorsun…elinde çubuğun hangi kuvvet değerinde koptuğu bilgisi ve 2 adet işe yaramaz yarım çubuk kalıyor. Elde ettiğin değeri not alıyorsun, kopuk çubukları çöpe atıyorsun.
Aha şöyle:

1 numarada çubuk gayet gürbüz, güpgüzel bir çubuk iken kuvvet etkisiyle giderek uzuyor uzuyor ve en sonunda 5 numaradaki gibi 2 çubuğunuz oluyor. O 2-3-4 numaralar için de elastik bölge, plastik bölge, akma noktası falan gibi şeyler var da konumuz için önemsiz… 5 numarada görülen kopma noktasıdır işte, o mühim.
Aha bunlar da kopuklar:

Velhasılı bir çubuğun kopma noktasını öğrenmenin çubuğu kopartmaktan başka çaresi yoktur, bu mühim.

Kadınların en öz eğilimleri garanticilikleridir. Temel itkilerden başlayıp, avcı-toplayıcı döneme uzanıp, kadın fizyolojisiyle ilişkilendirerek sebebini açıklarım ben bunun, hatta kadınların erkeklerden ve evrenden neler beklediklerini de sokuştururum aralara da gerek yok… netice mühim sadece, kadın doğası garanticidir. İyi, anladık, nokta.

Kadın önce fark edilmek ister, alaka görmek ister, seçilen olmak ister, sonra da talep edilen olmak ister. Kozmetik sanayiinin varlık sebebi budur. Sade kozmetik değil tabi, başka bir sürü ticari çark kadınların albeni aşkının yüzü suyu hürmetine döner.

Ama kadının asıl mühim isteği, ennn en asıl mühim isteği tüm bunlar olduktan sonra olabilecek olandır: kadın seçmek ister.

Yazının konusu bu seçme prosesiyle alakalı. Kadın seçerken emin olmak için testler falan yapar. Merak ettiği temel soru “beni ne kadar istiyor?”dur. O sebepten gönlü varsa bile yokmuş gibi yapar, herif ne kadar ısrarcı ve sebatkar anlamaya çalışır. Öyle ya, bakalım bakalım adam benim için dağları aşıyor mu aşmıyor mu? Sonra aştığı dağ kaç metre? Elde metre dolaşır böyle ve daha yüksek bir dağ arar.
“Tamam” dedikten sonra da bitmez bu sınama işi, kadın kafası “beni ne kadar istiyor acaba?” diye biteviye mesai yapmaya programlıdır, cevap bulmak için de test eder durur. Her kriz bir sınama fırsatıdır (doğal kriz yoksa suni kriz de yaratılabilir), kadın “iyisi”nin hep bir “daha iyisi” olacağını bildiği için test etmekten geri durmaz ve test sonuçları arzu edilen değerleri karşılamaz ise gelecekteki bir “daha iyisi”ni bulmak ümidi saklı kalmak kaydı ile kırık çubuklar çöpe atılır.

Tüm bunlar olurken erkek efor halindedir, onun doğası da hareketli şeyleri hareketsiz hale getirmek (avcılık) olduğu için de bir şeyleri hareketsiz hale getirmek saikiyle ok atar durur. Kaçanları kovalar evet ama sonsuza kadar değil, vazgeçip yeni hareketliler aramak da doğası gereğidir. İşi şansa bırakmamak için aynı anda birden fazla hareketliye ok da atabilir. Ama bunlar konumuz değil.

Mevzunun pırtladığı yer o çubuklardan kaç tane olduğudur. Öyle ya, test merkezine 1.000 tane çubuk gelir, onlardan 1 tanesini rast gele seçer teste sokar kopartırsınız, geri kalan 999 çubuğu teste sokmaz satarsınız. Hepsini kopartacak halimiz yok herhalde! 
O tek çubuk kalan 999 çubuğun kefilidir, az çoğun delilidir, bu işler böyledir. Alman’ı, Amerika’lısı falan hep böyle yapar.

Onu diyorum işte, elinizde eğer tek bir tane çubuk varsa o çubuğu kopartmayın! Soktuğunuz testler kopana kadar devam eden testler olmasın yani…çünkü kopmuş çubuğun naturası sağlam olsa bile artık size fayda sağlayamaz!..çünkü 2 tanedir ve 2 yarım 1 tam etmez.

Badel harabül Basra…(Heyhat!)

Bu kadar garanticilik bünyeye zararlıdır. Baktın çubuk dayanıklıya benziyo, zorlama yani daha fazla, at çantaya, geri kalanını Allah’a bırak. (Tevekkül) Risk olmak zorunda, risk yoksa kazanım da yok.

“Beni ne kadar istiyor acaba?” sorusunun belli bir dozdan sonrası rasyonel değildir, makul bir cevapla yetinmek gerekir. O makul ölçüyü tutturamazsanız test sonucunda oldukça dayanıklı olduğu kanıtlanmış…ama kopmuş çubuklarınız olabilir!

Dünya gezegeni döner iken “ah, vah, of” gibi ünlemleri ciddiye almadan döner.

Çok acayip bir etki daha var. Kadınların toplamı sabit bir cephanesi var ve cephanedeki mermi adedi azaldıkça fizyolojik etkilerin psikolojik etkiye dönüşmesi neticesinde testlerden murad edilen değer giderek düşme eğilimindedir.
Yani vakt-i zamanında 9 newtonluk bir kuvvete aslanlar gibi dayanmış da kuvvet daha da artınca kopuvermiş (kırılıvermiş) ve “neden 10'a kadar dayanamadı” diye burun kıvırılmış, harcanmış bir herif mevcut iken…bir zaman sonra ıkına sıkına 5 newton’a ancak dayanabilmiş heriften gider çocuk yapar kadın. (O da 4,5'tan 5)
Atmıyorum valla, bana bakmayın, ilmi hakikatler bunlar, tarih bu dediklerimin örnekleriyle dolu. (Akşam pazarı, basiret bağlanması, karanlıktı seçemedim, kader işte, salaklık vs.)

Bakın çok hüzün verici bir şeydir şu son söylediğim, dramdır yani, net.

Lüzumundan fazla garanticilik sadece bünyeye değil insanlığa da zararlıdır. Bu ağır test şartlarından en iyi kimler geçer biliyor musunuz? Yalancılar.

Kadınların temelde ne istediğini çözmüş bir erkek, taklit ederek kadınları çok kolay manipüle edebilir. Yeter ki öz saygısı düşük olsun.

Kadının kendisini "en" çok istediğini sandığı erkek, öz saygısı "en" düşük (sahtekar) erkek olabilir.

İşte bu sebeplerden yalancıların çocuk sahibi olma ihtimalleri dürüstlerden daha yüksektir. Yani gelecek nesillerin giderek artan oranda “yalancı gen” taşıması, yalancı olması mukadderdir.
Böyle böyle seleksiyon motoru kötüye-negatife çalışır… lüzumundan fazla garantici kadınlar yüzünden yalancılığı artmış erkekler (kozmetik erkekler), giderek artan bir oranda dölleyecek gelecek nesilleri…yani.

Şu garanticilik canavarı layıkıyla zapt-ı rapt altına alınamaz ise dünya için olacak olan şey, kifayetsiz muhteris popülasyonu giderek artar iken,  zürriyetsiz menzil almışların soylarının tükenmeye yüz tutmasıdır:
Yay gibi eğri olursan elde tutarlar,
Ok gibi doğru olursan yabana atarlar.
Yay gibi eğri olursan elde kalırsın,

Ok gibi doğru olursan menzil alırsın.

Sevgili kadınlar;
Valla kendim için bir şey istemiyorum ama gelecek nesilleri yakmayın be…

Not: Konuyla direkt alakalı değil ama çok severim bu sözü, konunun alt katmanlarıyla da ilgisi var ayrıca. İskender Pala demiş ki:
Uzun bekleyişlerin kalbe yansıyan ihtilalleri olur.

Aslında lüzumsuz sonradan not: Yazıdaki semptomları bilince dair somut etkenler gibi algılamak yanlış neticeler verir. Bahsi geçen şeyler bilinç dışına dair itkilerdir. Determinist trenler yanlış şehirlere götürür okuyanı, flu düşünmek gerek.
Dediğim şekilde yanlış okuyanlar olmuş, lüzumsuz belki ama yine de not ekleme ihtiyacı hissettim.

10 yorum:

  1. Sen nasıl bir adamsın yaa gerçek misin? �� bayılıyorum yazdıklarına��
    Ayg.

    YanıtlaSil
  2. :)
    Yalancı genlerinin yayginlasacak olması/ihtimali ürkütücü.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ooo yaşadığını görmek güzel :)
      İyi de şu yaşadığımız tarih zaten epeyce arttığı bir tarih... ki o artma öyle pırt diye de olmaz, düzgün birileri de hep olur merak etme :)
      Hem sana ne 50 sene sonrasından, gelecek kuşaklar düşünsün :)

      Sil
  3. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  4. Far from the Madding Crowd (Çılgın Kalabalıktan Uzak)Yapım: 2015/İngiltere Yönetmen: Thomas Vinterberg ;-)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Steinbeck'in romanı değil miydi o? filmi de mi çekildi? O romanı sonlarına kadar okumuştum ama az bir yer kala bırakmıştım nedense :) İzleyeceğim.

      Sil
  5. Yanıtlar
    1. Steinbeck'in "Çılgın dünyadan uzak" romanı ile karıştırmışım, dünya ve kalabalık karışmış!
      İsim kalmamış gibi neredeyse ayn isimleri kullanmışlar :)
      Filmi izleyeceğim, teşekkürler.

      Sil
  6. Ben de Steinbeck'in "Çılgın dünyadan uzak" romanını okumadım.Onu okurum. Teşekkürler. :-)

    YanıtlaSil

Öne Çıkan Yayın

ÇOK GÜZELSİN GİTME DUR NOKTASI

Şahsi tarihimizin tekerrür ede ede gözümüze sokmaya çalıştığı toplamda sadece tek bir şey vardır belki de: O aslında öyle değil. Taz...