15 Ağustos 2016 Pazartesi

YA DEMOKRAT OL YA DA SEKTER

Mesele demokrasi değil, siz hala anlamadınız mı?

Evet ben yazdım ama benim sayılmaz bu cümle çünkü insanlara “hala anlamadınız mı?” yahut “uyuyorsunuz be uyansanıza” şeklinde telkinlerde-azarlamalarda bulunmak hiç tarzım değil. İroni var cümlede.

Ama mesele gerçekten de demokrasi değil!

Bloga siyasi yazı yazmıyorum, 15 Temmuz’un tam ay dönümünde yazdığım bu yazı da siyasi görünümlü ama aslında öyle olmayan bir yazı …

Demokrasi Yunanca asıllı bir kelime, halkın kendi kendini yönetmesi gibisinden bir sözlük anlamı var. Ülke, halkın seçtiği temsilcilerin toplaştığı bir parlamento marifetiyle  yönetiliyor bu sistemde. Yönetime talip olan temsilci adaylarının kendilerini halka serbestçe ifade edebilmesi gerekliliği de sistemin esaslarından.
Kaba bir bakışla demokrasinin oylama ve ifade özgürlüğü şeklinde iki temel prensibe dayandığını söylemek mümkün.
Tarihi, pratiği daha eski tabi ama demokrasinin modern tarih sahnesinde arz-ı ednam etmesini Bağımsızlık Bildirgesiyle (1776) eşleştirmek mümkün. Dünyaya yayılmasındaki asli etken de Fransız İhtilali tabi. (1789)

Sorun şu ki; oylama ve ifade özgürlüğü kavramlarının icadı demokrasi kelimesinin icadından çok daha eski! Yani ortada daha demokrasi falan yok iken de demokratik yahut antidemokratik tavırlar sergiliyordu insanlar (tıpkı bu gün olduğu gibi) ama bunlara bir isim verme gereği duymuyordu.
Bu hesapla demokrasi kelimesi bir kavramdan ziyade markadır. Bir takım değerleri paket halinde sunup paketin üstüne de “demokrasi” yazmış birileri işte zamanında.

Kelimeler gerçeğin indirgenmiş halleridir. Hiçbir kelime temsil ettiği şey ile aynı değildir. Masa başkadır, “masa” kelimesi başka.
Kelimelerin sadece sözlük anlamlarına dikkat etmek gerçeklerin algılanmasını kesintiye uğratır, sadece sözlük anlamlarıyla yetinirseniz gerçeğe değil gerçeğin indirgenmiş haline talip olmuş olursunuz.
Aynı kelimenin farklı kişisel ve toplumsal bilinç altlarındaki algılanması da farklı farklıdır. Buna çağrışım yükü denir.  Sözlük anlamı istediği kadar aynı olsun, her kelimenin her beyindeki çağrışım yükü farklıdır.

Demokrasi kelimesinin 79 milyon beyindeki  79 milyon farklı çağrışım yükünü baz almak pratik değil ama bu çağrışım yükünün kabaca bir ortalamasını alıp “biz” diye başlayan cümleler kurmak mümkün.

Soru basit; 15 Temmuz gecesi insanları çıplak elle tank avlamaya, kurşunların üzerine yürümeye iten motivasyon ne idi, dertleri neydi bu insanların?

Ülke yöneticilerinin hatta yönetiminin bir dış müdahale ile değiştirilmeye çalışılmasına isyan etti o insanlar. “Ben seçtim yahut seçmedim ama yönetici benim yöneticim, değiştirmek de bana düşer, sen kalkıp menfaatine uymayan şeyler yapıyor diye benim ülkemin yöneticisine el uzatırsan ben de siper olurum o yöneticiye, sana izin vermem.” dedi yani kitleler. Bu haliyle korunan demokrasi değil vatan idi. Bir takım dış mihrak ipnelerinin iç işlerimize karışması ağrımıza gitti, isyan ettik, karşı koyduk.

Darbe girişimi sonrası yapılan mitinge “demokrasi mitingi” diye isim konmasının sebebi markalamadan başka bir şey değil. “Demokrasi” markası “vatan” mefhumunun yerine kullanılıp durduğu için kafalar da karışıp duruyor.

Ortak bir “vatan savunması” fikriyle dünya görüşleri birbirinden çok farklı yığınları sokağa dökebilirsiniz ama “demokrasi” kavramı için kimseyi yerinden kıpırdatamazsınız…çünkü öyle değil gibi görünse de demokrasiye inanan pek bir kimse yoktur. Bu Yunan alüftesi için kimse düşmez sokaklara! Sade bizde değil, bütün dünyada böyledir bu, önde gayet renkli, şatafatlı bir demokrasi bayrağının yürümesi sizi aldatmasın, o bayrağın arkasında yürüyen yığınlar farklı motivasyonlarla yürür aslında.

Bu haliyle demokrasi denen marka, demagogların en sevdiği, vazgeçemediğidir. Sade kendi olsa yine iyi, “demokratik, demokrat, antidemokrat” gibi türevleri de var. Adam sıkışınca “bu tavrın demokratik değil” diye basıyor feveranı ama kendisi çok mu demokratik? Yoo, onun derdi gücü elde etmiş olanın kendisi olmayışıdır sadece, nitekim “demokrasi” diye bağıranlar gücü ele geçirirse çok kolay faşiste dönüşebilir. Yani bu demokrasi kelimesi sırası gelince herkesin işine yarayabilecek bir kelimedir ama gerçek sevdalısı neredeyse hiç yoktur. Dünyanın belki de en çok kullanılan demagoji kelimesi demokrasi kelimesidir.

“Vatan” kelimesinin sizde yarattığı o dolu dolu hislerle “demokrasi” kelimesinin sözlük anlamından ibaret çıplaklığını karşılaştırmak mevzuyu anlamak için yeterli aslında. Çağrışım yükü dediğim şey “vatan”da dolu dolu iken “demokrasi”de yoka yakın.

Solcular yıllarca “komprador, emperyalist, goşist, sekter, lümpen, burjuvazi” gibi kelimelerle kendilerini Türk halkına anlatmaya çalıştı durdu. Şu kelimelerin hepsinin toplamı “zülüf” kelimesi kadar bile titretmez insanların içini. Zülüf dediğin de altı astarı saçtır yani, o kadar. Ama “zülüf dökülmüş yüze aman, kaşlar yakışmış göze aman” dedin miydi herkesin içi bi hoş olur… “vatan” dersen de eğip bükebilirsin o insanları… ama o "solcu" kelimelerin alayına “sekter” der de başka bir şey demez o insanlar.
Aynı şekilde yaptığım araştırmalar neticesinde (yaptım hakikaten) “ülkü” kelimesinin anlamını bilen “ülkücü” sayısının aşırı az olduğunu da tespit etmiş bulunuyorum! Yani adam “bi şeyci” ama “neyci” olduğunu bilmiyor. Ki kelimenin anlamına bakarsanız solcuların da aslında ülkücü olduklarını iddia ettiklerini anlarsınız.
“Komünist”le “ülkücü”yü ayıran sadece kelimelerdir. Anlamlarına bile vakıf olamadıkları, çağrışım yükü bakımından güdük mü güdük kelimeler. Sadece marka değeri olan, lüzumundan fazla sembol kelimeler…

Bu şekilde “demokrasi” gibi dilimize yerleşmiş sözlük anlamından ibaret pek çok güdük kelime var. Örnek vermeyi gereksiz buluyorum ancak bu kelimelerin çok büyük oranda batı kaynaklı olduğunu söyleyebilirim. Cemil Meriç’in “kavga insanla kader arasında değil, insanla kelime arasında” dediği tam da budur. Bize ait olmayan, içselleştiremediğimiz, bir türkünün içinde geçemeyecek kelimeler için ne kadar çok can yandı bu ülkede…dünya görüşü fark etmez, beyhude yanan onca can için ayrı ayrı üzgünüm.

Ve…demokrasi kelimesini hiç kullanmadan konuşmak hatta siyaset yapmak bile mümkün…hem de gayet “demokrat” kalarak. Şahsen ben çok kullanmıyorum, sevmediğim gibi gerek de duymuyorum bu kelimeye derdimi anlatırken.
Daha çok kullanmamız gereken, derdimizi anlatmak için bize yetecek gayet de bizden kelimeler de var: hak, haksızlık, hakkaniyet, adalet, vicdan, liyakat, zulüm, iyilik, kötülük, insanlık, kardeşlik…gibi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Öne Çıkan Yayın

ÇOK GÜZELSİN GİTME DUR NOKTASI

Şahsi tarihimizin tekerrür ede ede gözümüze sokmaya çalıştığı toplamda sadece tek bir şey vardır belki de: O aslında öyle değil. Taz...