Pirinçli anı:
Markete girdim, dedim ki:
Reis baldo pirinç var mı?
Kalktı vermek için, yarı yolda durdu, döndü dedi ki:
Marka olarak mı Reis?
- Evet.
- Haa, yok.
Madem yoktu niye vermek için kalktı diye düşünerek çıktım marketten, çıktıktan
sonra düştü jeton, virgül yoktu benim sözümde Reis! :)
Pirinçli tespit:
Hayat görüşüm; ya yap, ya da yapma, Basmati pirinç yeme mesela.
Bu Basmati cinsi pirinç ötekilerden bilmem hangi sebeplerle daha faydalıymış ya
da daha az zararlıymış filan… iyi de leziz değil arkadaş!
Daha az zararlı diye pilavı Basmati’den yapmak, çirkin kadınla zina etmenin
daha az günah olduğunu ummak gibi bir şey… ki saçma!
Ben bünyeye nişasta-kalori sokuyorsam soktuğuma değmeli yani, bu sebepten kötü
baklavadan daha kötü çok az şey var dünyada.
Sütlacı daha düşük kalori temennisiyle az şekerli yapmak da öyle, 100 kalori
yerine 90 kalori olsun diyerek boş boş pirinç geveliyorsun.
Ya yap, ya da yapma, arası Cehennem…budur.
Şartlı refleksle zihnimde yer etmeye çalışan şeyleri
sevmiyorum.
Ağlar gibi şarkı söyleyenler, daha hüzünlü filan olsun diye lüzumsuzca tizlere
çıkanlar… olmasanız keşke! Kardeşim sen içinden geldiği gibi söyle, söylerken
de kim dinliyor diye düşünme, olur da ortama bir hüzün filan yayılırsa bana
sirayet eder zaten, zorla duygulandırmak nedir, hedef kitlen miyim lan ben
senin?!
Abartılı-yüksek rol kesen oyunculardan da ikrah-nefret! (Canımın
içi Meryl Streep, hem şiirsel hem de gerçek olmak mümkün)
Bunun şaşırtma versiyonu var bir de, hayatın anlamını karşısındakini
şaşırtmakta bulmuş hayat ıskalayıcıları var, kendince çok ilginç bişiler
bişiler anlatıyo, sonra uzun bir es verip (s vermek mi yazmalıydım, nasıl
yazılıyo bu) seni gözlüyor şaşırdı mı diye? Şaşırmış gibi yaparsan da mutlu
oluyo. Niye ki, manyak mısın? Sen içinden geldiği gibi anlat, gerekirse
şaşırırız… nasıl ki gerektiğinde hüzünleniyoruz, öyle de şaşırırız.
Bişiler devşirmek için insan darlayan tayfanın icraatları işte…
1984’den geldi aklıma bunlar. Yazar anlattıklarının çok ilginç olduklarından o
kadar emin ki aklı sıra şaşırma duygumuza sağlı sollu kroşeler indiriyor. Bende
yarattığı etki ise tiksinme… içinde yüzdüğü şaşırtma kaygısı gerçekten de tiksinilesi!
Gerçek bir edebi enkaz, bitsin diye okudum, bitti şükür. Bitmek bilmeyen di-li
geçmiş zamanlı cümlelerin yarattığı tatsızlık, sıfat tamlamalarının aşırı
kullanımı, lüzumsuz tasvirler-nitelemeler, ne olumlu ne de olumsuz olmasına
özen gösterilmiş cümleler ve bu belirsizliği şiar edinmiş cümlelerle hem
gerçekçi hem sofistike bir hava yaratma beklentisi…o Big Brother imgesi de öyle
uf acayip ilginç filan değil, gerçekten berbat bir kitap, kral çıplak!
Tuzaktaki bir hayvanı kurtarırken kameraya almayı akleden kişi... kameraya çekebilmek için hayvanı tuzağa düşürme potansiyeline de sahiptir.
Gerçek kahramanlar kamera kullanmaz.
Aşk; ancak korkusuzca ve tiksinti duymadan tekrar kendin
olabildiğinde son bulur…buyurmuş Elena Ferrante ablamız My Brilliant Friend
dizisinin 4. sezonunda. Eyvallah, amenna, saygılar ablam.
https://www.kitapyurdu.com/kitap/elena-ferrante-napoli-seti-4-kitapkutulu/405384.html&filter_name=elena+ferrante
Bu dizi bu 4 cilt romanın neredeyse bire bir filmleştirilmesi, kitaplar da dizi
de aşırı muazzam, bir önceki melankomik notta da havai fişek sahnesinin linkini
atmıştım.
İyilik, iyilik yaptığın kişiyi iyi bir insana dönüşmekten uzaklaştırıyorsa iyi bir şey değildir.
Bir ilişkiyi başlatan sebep, bitiren sebep oluyormuş…
genelde. Havalı bir boş laf değil bu mantıksal zemini var.
Tarafların öne çıkan özellikleri başta onlara hoş bir hava, gizem, karizma
katarken devamında çantada kekliğe dönüşmelerine sebep olur, merak yerini
sıkılmaya bırakır.
Aynı özelliğe başta ederinden fazla bir bedel biçilirken akıbet değerinden
eksiğine bozdurulur o özellik… gibi.
Evet, heyhaat.
Anlaşmazlık çıkartmak şeytanın mühim bir yeteneğidir ama asıl yeteneği anlaşmaktır. Şeytan uzlaşır.
Bir gün gelecek sen de perîşân olacaksın,
Ey gonca, bu cem’iyyeti her-dem mi sanırsın?
Ziya paşa
Entropi daha güzel anlatılamazdı, açılma perişanlıktır, toplanma durağanlık.
Haşır, toplamak demek, neşir de yaymak, nefes almak havayı haşretmek, nefes
vermek neşretmek, haşır-neşir olmaksa yaşamak… çünkü sadece ölüler nefes almaz.
Haşretmeden de neşredemezsin, bu sebepten dağılma hep toplanmadan sonra gelir. …
yani her şey birgün dağılacaktır çünkü hayat.
Bir başka entropi için bkz. kaz ayakları.
Sakar aşık, aşk ateşini kalbinde yakmaya çalışırken kalbini
tutuşturur. Menemen yaparken evi yakmak gibi bir şey. Çözümse başka eve taşınmak,
bir önceki yandı.
Yürüyen kuş gibi hissediyorum bazen, kanatlarım var ama ayakları
kullanıyorum sadece.
Ben sana mecburum’u ben yazmış olsaydım “ben sana maruz
kaldım” diye başlardım.
Sene taa bilmem kaç, yaş 20 filan, yazıhanede kitap
okuyordum, kapı çaldı bi amca girdi, kalem satıyormuş, kitabın okuduğum
sayfasının kenarını kıvırdım, kalem almayacağımı söyledim amcaya. Bibliyofil bi adamdı ki gözlerinde kitap
okuyor olmamdan memnun oluşunu gözledim, gülümseyerek yanıma geldi, oradaki
gazeteden küçük bi parça kopartıp bana uzattı ve “sayfaları kıvırma, arasına bu
kağıdı koy” dedi.
Sayfasını kıvırmak kitaba saygısızlıkmış filan…
O gün bugündür kitapla ayraç takım gibi bende, kitap, ayraç olmadan okunamayan
bir şeymiş gibi, ayraç bulamazsan kitabı okuyamıyorsun filan, rezillik!
Değerli-mühim-saygın olan kitabın cismi değildir, içindekilerdir. Pek çok
kitabın içindekiler de değerli değildir o da ayrı tabi ama konumuz değil. Mazrufu
ıskalayıp zarfa koşmamak lazımdır. Senden keşke kalem alsaydım ama seni hiç
dinlemeseydim be amca, ölmüşsündür muhtemelen, Allah rahmet eylesin.
- Dokunma
duyusu yüzünden.
- Ne?
- Gerçek bir
şehirde yürüdüğünü düşün, geçerken insanlara sürtünürsün. Birileri sana çarpar
durur. Los Angeles’ta kimse sana dokunmaz. Daima bu metal ve camın
arkasındayız. Bu dokunuşları öylesine özlüyoruz ki sırf bir şeyler hissetmek
için birbirimize çarpıyoruz.
Crash (2005) filminin giriş sahnesi.
Sureti orijinalinden daha güzel şeyler:
Orijinalini sonuna kadar dinleyemedim, kötüydü, çocuksa pek güzel
söylüyor.
Videoya vesile olan dayı; insanda sarılma isteği uyandırıyorsun. Görünen o ki Felek tependen vura vura boyunu kısa
bırakmış (beni de çekip uzattı) ama hüznün de boyundan uzun... Allah seni
ferahlatsın, bi de az iç. (Kim bu denli dutuşan odlara kılmaz çare su)
Orijinali de pek meşhur pek güzeldir ama bu
konser kaydının yakınından bile geçemez. (Bence)
Bu kızın adını biliyordum sadece ve
sıradan piyasa işi şeyler yapıyor sanıyordum, bu videoyu dinledikten sonra (100
kere filan) öyle olmadığına kanaat getirerek başka performanslarını dinledim...
ilk fikrime geri döndüm, sıradan piyasa işi şeyler.
Kızda Eleni Vitali kanı var ama saçmaaa sapan şeylerle uğraşıyor, çok yazık.
Şarkının orijinalini de sonuna kadar dinleyemedim kötü çünkü, şarkı sadece bu kızda
kanatlanıyor... Köroğlu'nun atı gibi kız ama Köroğlu'nun babasına rastlamamış hiç.
Ah İstanbul İstanbul olalı...
Video yok çünkü aslından güzel bir suret yok ama
olmalıydı! Çok güzel bir şarkı ama sahibi dahil hiç kimse hakkını vererek
söyleyemiyor, tıpkı Mahzuni türküleri gibi bu şarkı da sahipsiz.(Mahzuni
türkülerini de Mahzuni dahil hiç kimse hakkını vererek söyleyemiyor...bence)
Videoya gerek yok, Elfida şarkısını Hozan Beşir denen
şımarık kişi, Haluk Levent'ten çok daha güzel söylüyor. (Maalesef)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder