20 Mayıs 2016 Cuma

MELANKOMİK NOTLAR - 28

Trivia Crack’a sardım son zamanlar, Facebook hesabınla girdiğin bir cep telefonu uygulaması, bilgi yarışması. “İzmir’iler simite ne der? Gevrek mi der? Çekirdeğe çiğdem diyen kimdir? Boyoz nerenin çöreğidir?” şeklindeki sorulardan illallah geldi! Nedir arkadaş İzmir’lilerin bu tuhaf hali? Orada askerlik ederken de sıkılmıştım bu kof kibirlerinden. Çekirdeğe çiğdem demeyi bi spesiyalite sanıyorlar!  Ha bi de Alex de Souza soruları var, onlar da fena. Yok kimin heykeli dikildi, yok Alex nasıl da süperdi?…Bi sakin olun daa! Ki ben de Fener’liyim, severdim de Alex’i ama yeter! Stoplazma soruları var bi de. Adam belli ki öğretmen, sınavda çocuklara sorduğu mitokondriyi, ribozomu genel kültür sorusu diye hazırlamış dayamış. Onlardan da gına geldi fena. Bi de sözüm ona eğlence soruları var, “bilmem hangi dizide Buse karakterini kim oynamıştır?” Ne biliyim lan ben? Ben o dediğin artisi ne tanırım? Camda görsem taş atarım, o derece mevzuya uzağım! Film sorsalar eyvallah, alayı bende ezber de…diziler fena! Bu sebeptendir ki eğlence kategorisi en kötü kategorim. Ne Trivia Crack’mış, yaz yaz bitmedi! Müştekiysem demek…birikmiş.

Ayfon’a mantalite olarak gıcık olduğum için androide geçtim…anam ne zormuş ona alışmak! Bunca senelik “yeni telefona alışmacısı”yım, böyle zor alışma görmedim! Bi kere Ayfon avcumun içine sığıyordu, bu televizyon gibi, parmağım uzanamıyor ekranın öteki köşesine.  Sonra beni cezb etme sebebi olan kavisli ekran (görünümü çok zarif gerçekten telefonun) başıma bela oldu, o kavise denk gelen yerlerde basılacak yerler var, basıyon basıyon tepki yok…menüler de bi acayip, her yer her yerde. Du bakalım, alışacaz. Olmadı eylülde 7’si çıkıyormuş, dönecez geri el mahkum.

Suzi’yi tıraş ettirdim geçen gün, hayatında üçüncü kez narkoz yedi. Önceki narkozlar gibi davrandı yine, ayakta duramıyor ama illa kucağıma gelecek. Normalde de gelir ama en fazla 10-15 dakika sonra sıkılır gider, sonra canı isterse gene gelir… narkoz etkisindeykense hiç inmek istemiyor. Ha bir de eve biri geldiğinde anında satar beni, sahibinin ben olduğumu hissedemem, ben neysem başkaları da o onun için, öyle sosyaldir, kaçmaz insandan. Narkozlu akşamında arkadaşım vardı evde, kucağına almak istedi falan…yok, illa bana gelecek, illa benim kucağımda yatacak.
Durumu iyi olmadığında belirginleşiyor bana ihtiyacı. Yürek burkan haller benim için bu haller, Allahtan bir iki güne geçiyor.

Yanlış anlama rekoru kırdım yakın zamanda ama sonuçlarlar hep hayır oldu :) Arkadaşım konser için “bilet alayım mı?” diye sordu, bi kaç isim geçti, “tamam” dedim. Pj Harvey konserine gideceğiz diye biliyordum ben. Tanımam ben bu hatunu ama hakkında iyi şeyler duymuşluğum vardı… Yutup’dan bi açıp bakayım nasılmış dedim, açtım. Metal coverları yapıyordu piyanoda, bayıldım, ilk dinlediğim parça da şu:
Zaten aşırı severim bu parçayı, muhteşemdi. Sonra baktım bayağı bi coverlamış arkadaş, dadandım…sonradan anladım ki bu kız Pj Harvey değil Viktorya Yermolyeva diye Ukrayna’lı bi kızmış, ona ayılıp bayılıyormuşum.
Sonra konser saati geldi. Başlamadan 15 dakika önce öğrendim ki konser Pj Harvey’nin değil Joshua Bell’in konseriymiş :) Değil itirazı olmak, canıma minnet bir durumdu :)
Hasılı Pj Harvey zannettiğim hiçbir şey o değilmiş, ama sonuçlar mükemmel. Keşke bütün yanılgılarımın sonuçları böyle olsaydı.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Öne Çıkan Yayın

ÇOK GÜZELSİN GİTME DUR NOKTASI

Şahsi tarihimizin tekerrür ede ede gözümüze sokmaya çalıştığı toplamda sadece tek bir şey vardır belki de: O aslında öyle değil. Taz...