Tadımın neden kaçık olduğunu anlamaya çalışıyordum, buldum;
çünkü hava çok güzel.
Böyle havalar bende kaçırıyor olma hissini tetikliyor. Gerçek bir yakalamanın
mümkün olmadığını bilen biri için kaçırmak demek, normal bir yaşamak demektir. O
çok övülen “”şu anda, şimdi” asla kendisine atfedilen değerde değildir.
Katlanması gereken yıkanmışları katlayıp yerine yerleştirdin, mutfağı topladın,
her şeye bir olması gerektiği gibilik sindi… mi acaba? Kirli sepeti giderek
dolmayacak mı? Neyi neyden kurtardın, ilerlediğin hangi yol anlamlı bir yere
çıktı ki?
Kendime demiyorum şunları, insanlığa sesleniyorum!
Durup bakarsan beyhudelik görürsün, hareket halinde olman da yalandır. Tek çare
bakmamak, o da çare değil.
Aklı başında hiç kimse heybesine taşıyabileceğinden fazla boşluk doldurmaz.
Değmez uyanmaya ikmal-i ömr için…uyumaya gece müthiş bir gerekçedir…ve kimse
kapalı bir havada evkaftaki memuriyetinden istifa etmez… çünkü sadece güzel
havalarda kanatları olduğunu zanneder insan.
Hasılı hava kapalıyken boşluklar yük gibi gelmiyor işte insana, hayat seni bir
yere çekiştirmiyor, dakikalar zorlamasız bir akışla ilerliyor ki gerilimsizlik
de hiç yoktan iyidir. Gerilim denen zıkkım hayatı lüzumundan fazla önemsemektir
ve faydasızdır. Mükemmel bir kombin mesela, ayakkabılar tam olması gereken renk
filan… böyle olduğunu hissettiğimde bilerek bozuyorum uyumu, bu düzey bir
önemseme çok fazla çünkü. Ya da kravat, hayat bu işlevsiz zımbırtıyı boynuna geçirtecek
kadar önemli olmayı nasıl başarabilir ki?
Anlamın köpekleri tarafından kovalanmamaya mutluluk diyor insanlar, tabii ki
yanılıyorlar ama köpek kovalamasını da övecek değilim.
Bir paragraf başını hak etmediği için yekpare olarak püskürdüm bunu buraya, uyumlu
yahut değil, bu da burada dursun.
22 Kasım 2025 Cumartesi
SATIR BAŞI HAK EDİLMİŞLİĞİ
17 Kasım 2025 Pazartesi
PLURIBUS
https://www.imdb.com/title/tt22202452/?ref_=nv_sr_srsg_0_tt_6_nm_2_in_0_q_pluribus
Araba gibidir insan, deposu vardır, tahammülle doludur. Eksilen,
yerine konmazsa günden güne hafifler.
İnsanda yaşama isteği uyandıran güzel şeyler bunun için var işte, depoya bahşiş… ama
aslolan deponun boşalmaya yazgılı olmasıdır.
Depo, boşalsın diye doldurulur.
Şu “bir kez geldin hayata, mutluluk senin hakkın, mutlu ol
lütfen” türü zıkkımların saçmalığı buradandır, n’apçaz ki kullanmadığımız
mutluluğu? Depo, dolsun diye doldurulmaz di mi?
Spoiler ama aslında değil.
Pluribus dizisindeki kadın tek telefonla her dilediğine zahmetsizce ulaşıyor. Bütün
dünya, hizmetindeki “iyi” insanlarla dolu ve darlıyorlar kadını: lütfen mutlu
ol.
Bu dizi teknik olarak distopya sınıfında ama bu haliyle ütopya değil midir? Tüm
dünya iyi insanlarla dolmuş, şiddet yok, mis gibilik her yere hakim, çatışma yok.
Mutlu olması gereken kahramanımızsa çok mutsuzdur, çünkü çatışma yok.
Kadın mutsuz çünkü mutlu olmak istemiyor, istemiyor çünkü bu şekilde ele geçmiş
mutluluğu anlamlı bulmuyor.
Geldik çarptık yine anlam belasına iyi mi? İyi.
Cennet’teki insanın hikayesidir anlatılan, çevresindeki iradesiz meleklere emir
vermekten zevk almadığı gibi meleklerin onu mutlu etme çabası onda sinir
yapıyor.
Bu sinirli ve tahrip edici haliyle düalist dinlerdeki kötü tanrıya benzerken
sebep olduğu her tahribat sonrası vicdan azabına gark olduğu için de iyi
tanrıya benziyor. Kafası karışık bir kusurlu tanrı!
Bu kafası karışık kusurlu tanrının bozamadığı ezberleri
vardır, rasyonel olduğuna şüphesi yoktur ama asla rasyonel değildir, intikam
hissiyle dünyayı yakabilir mesela ve sonrasında oturup buna üzülebilir… ki bu
üzüntünün kaynağı da kibirdir, kendini tanrı zanneden insanın üzüntüsü
kibirdendir malum.
Zeus gibi bir şeydir yani kahramanımız ya da karşı komşu Ahmet Abi… ikisi de
aynı kişi neticede.
(Konunun Allah’la ilgisi yok, Allah bir tanrı değildir)
Dizinin yapımcısı Vince Gillian aklını iyilik-kötülük, haz-anlam
meseleleriyle bozduğu için önce “iyi’nin kötü’ye kırılımı”nı bir diziyle anlatmaya
çalışmış: Breaking Bad.
Her ne kadar fevkalade bir dizi olsa da ana karakter kötüye dönüştükten sonra
da izleyici bu karakteri benimsemekten
vazgeçmediği için kötüye kırılım layıkıyla anlatılamamış. O da hırsını sonraki
diziye saklamış: Better Call Saul.
O kötüye kırılımı burada anlatmış ama öyle böyle anlatmamış, 12’ye atılmış
oktur bu dizi, muhteşemdir, operasyon başarılıdır, işlem tamamdır.
Bu iki dizi aynı evrende geçer.
Gillian’ın anlatacakları bitmemiş olmalı ki Pluribus’ta
anlatmaya devam ediyor. Her ne kadar diğer iki diziyle aynı evrende geçmese de,
bilim kurgu, distopya filan olsa da mevzu aynıdır, Better Call Saul’ün devamıdır Pluribus:
kusurlu bir tanrı olan insanın içindeki iyilikle kötülüğün öpüşmesi, didişmesi,
savaşması…kafasına kötü'nün sopasını yiyen iyi'nin sopadan (kötü'den) hamile kalması filan.
Şimdiye dek 3 bölüm çıktı sadece, sadece 3 bölüm izlemişken yazdım bunları. Mevzular nereye evrilecek, merak içindeyim ancak muhteşem bir şeyin karşısında olduğum kesin gibi.
Öne Çıkan Yayın
ÇOK GÜZELSİN GİTME DUR NOKTASI
Şahsi tarihimizin tekerrür ede ede gözümüze sokmaya çalıştığı toplamda sadece tek bir şey vardır belki de: O aslında öyle değil. Taz...
-
Ger derse ki Fuzuli güzellerde vefa var, Aldanma ki şair sözü elbet yalandır. “Elbet” dediğine göre şairlerin “bütün” sözleri yalandı...
-
Bir insan neden kitap okuyor olabilir? a) Sınavda okuduğu kitaptan soru çıkacağı için, b) Okuduklarından haz aldığı için, c) ...
-
sen istinye'de bekle ben buradayım içimde köpek gibi havlayan yalnızlığım belki gelmem gelemem 5 dakika bekle git çünkü ben bu...