1 Aralık 2012 Cumartesi

BUNLARI DÜŞÜNÜYORUM


“Filhakika” isminde bir tv programı düşünüyorum.
İstiklal Caddesi’nde gizli kameralı program. Palyaço kılığındaki iri kıyım adamımız sokakta yürürken, gözüne kestirdiği birine “filhakikaaa” diye bağırarak tokadı yapıştıracak, gizli kamera tokadı yiyen bahtsız kişinin yüzüne zoom yapacak, şaşkınlığını-öfkesini çekecek. İzleyenler coşacak, ratingler tavan.
Palyaço kaçacak tabi. Yakalanırsa yediği dayağa yakın çekim, gelsin leylak rengi  ratingler.

Tek başıma bir kafeye oturup garsona “bana iki mutluluk, biri küçük olsun” diye sipariş vermeyi düşünüyorum. Muhtemelen şaşıracak garsona “nerelisin?” diye sorup cevap almayı başarırsam “içinden mi?” diye eklemeyi düşünüyorum.

 Carpe diem tarzı bir müzik albümü düşünüyorum. İçinde “yakalasana anı”, “aykırı ol gülümse”, “memelerimi seviyorum sen de sev” gibi isimlere sahip 10 tane (takribi) parça olacak. Albüm kapağında kazak giymiş fino köpeklerini dolaştıran çırılçıplak bayanların fotoğrafı olacak, bayanlar çok matah bir halt yapıyorlarmış gibi gülümsüyor olacaklar fotoğrafta. Müzik elektro şok tarzı olacak.

“Erkeklerin kadınlar hakkında bildiği her şey” isminde bi kitap düşünüyorum. Kitap boş sayfalardan oluşacak, defter gibi. (Bunu benim düşündüğüm yalandı, bu dediğim salaklık hakikaten yapıldı ve bir dünya sattı. Seni azıcık anlasam eyiydi be insanlık, bi de Türkçe’ye çevrilmiş!) Bkz. aşağı:





Şu bayanı bulup dest-i izdivacına talip olmayı düşünüyorum.





Ne gelini ne damadı ne de katılan hiç kimseyi tanımadığım bir düğünde mikrofonu ele geçirip bu evliliğin beni nasıl da mutlu ettiğini mutluluktan ağlayarak göstermeyi ve düğün sakinlerinden alkış almayı düşünüyorum.

Bi yerli çekirdek dizisinde sanat yönetmeni olmayı başardığımın ertesi günü “burada benim yöneteceğim bi bok yok” yazılı istifa mektubunu yapımcı şirket sorumlusuna elden vermeyi düşünüyorum.

Kalabalık bir belediye otobüsüne “selamın aleyküm” diyerek  bindikten  hemen sonra  içerideki herkesle tek tek tokalaşmayı düşünüyorum. Otogarda otobüsü henüz hareket etmiş kişilere yerden el sallama düşüncem de var, bu iki proje eş zamanlı olarak yürütülebilir.

Şu fani dünyadan birine “sen benim kim olduğumu biliyor musun?” diye sormadan göçüp gitmek istemiyorum. Düşünceden ziyade umut bu, “ölmeden önce yapılacaklar” listesinin başı, liste başı yani.


Televizyondaki evlenme programlarından birine katılıp çok ciddi bir yüz ifadesiyle “yaş, kilo, boy, cinsiyet fark etmez, sağlıklı olsun, bi de çek defteri olsun yeter" dedikten sonra sunucunun muhtemel aşağılayıcı ithamlarına karşılık “ama siz beni yanlış anladınız” demeyi düşünüyorum.

Ayin esnasında bi kilisenin kapısından içeri “bismillah” diye bağırıp kaçmayı düşünüyorum.

Bülent Ersoy’un önünde eğilerek kendisine “büyük hayranınızım” dedikten hemen sonra mutlu-mesut cümleler kurmasına fırsat vermeden “şaka be şaka” diyerek kaçmayı da düşünüyorum.

Bilimsel  bir panelde mikrofonu ele geçirip (mikrofonlu fanteziler) hazır bulunanlara “Sayın Şemsi Paşa Pasajı’nda sesi büzüşesiceler, higs bozonunuz bereketli olsun, siz de berhüdar olun” demeyi düşünüyorum. (Diyebilirim bunu, hem de zorlanmadan)

Özenle seçilmiş birine “çok güzelsin gitme dur.” demeyi düşü…nemiyorum! Düşünürdüm ama, bu biraz fazla çılgınca… Şimdilik düşünmeyi düşünüyorum.

3 yorum:

Öne Çıkan Yayın

ÇOK GÜZELSİN GİTME DUR NOKTASI

Şahsi tarihimizin tekerrür ede ede gözümüze sokmaya çalıştığı toplamda sadece tek bir şey vardır belki de: O aslında öyle değil. Taz...