“Tartıldın ve eksik çıktın” diye bir cümle varmış Tevrat’ta. Süpermiş valla, kullanırım bunu ben. Tartıldın, eksik çıktın, sktir git!
Her şey seninle ilgili değil.
Böyle dedim kendime.
Elde telefon, üf küf çekerek izlenen pek çok diziden sonra dişime göre bir
tanesine denk gelince dedim, kurt köpeği gibi izliyordum nitekim. Evet, her şey
benimle ilgili değil, sahibine göre kişneyen atım işte, ya ne olacağıdım?
Zorlamadan epik.
Bir şeyin erişebileceği en yüksek durum… böyle kendi doğasını takip etmiş de
muhteşem bir şeye dönüşmüş, baş üstünde taşınası, akılda tutulası.
Karşılıksız verilene bedava denir. Bibedelle bilabedeli aynı market poşetine koyar bu süfli kalabalık.
- Kimi
özlüyorum biliyor musun?
- ?
- Hiç
kimseyi.
- İnsan
sevmiyorsun?
- Alakası
yok. Özlemek çocukluğa mahsus, belli bir yaştan sonra gençliğini özlemekten
kimseyi özlemeye yer kalmıyor. İnsan sevmiyorum o ayrı.
- Belli
yaş?
- 40’tan
sonrası.
- Çok
doğru değil.
- Evet,
az doğru.
Haklı olmak istemiyorlar, haklı çıkmak istiyorlar.
Şu yerli yersiz “sakin ol” diyenlere acayip gıcık oluyorum.
Tanzim satış bilgesi bunlar, böyle kutsal bi dinginliğin sahibiymişçesine
herkesi huzura-sükuna davet ediyorlar filan.
Lan ebleh, dünyayı sakin olmayanlar kurtaracak!
Sen sakin oldun da n’oldu, tenhadaki trafik lambası gibi boşa yan-sön anca! Mal!
Bu arada gerçek insan kaosşinas olur. Hedef gibi bir şey
bu, tutturmak lazım.
Entropinin tabiatı kaostur ve entropi temizler, çözemediği düğümü de keserek
temizler. Kavganın bitmesi için de yorganın gitmesi harika bir sebeptir ve her
kavga yenisi başlayabilsin diye biter.
Tutarlılık küçük zihinlerin korkuluğudur.
Ralph Waldo
Öğrenmekte geç kaldığıma hayıflandığım sözler:
1- Yılanı
boruya sokarsan yılan düzelmez. Ama boruyu yılana sokarsan düzelir.
2- Delikli boncuk yerde kalmaz.
Eğer kaygılardan el ve de etek çekersen menfaatin otu yok mecralarda çobansız koyun gibi dolaşır. Alışkanlık camdan küre, ihtiyaç da tek: çekiç. Müstağni, her maçtan 3 puan alır hem de maça çıkmadan.
- Sen
niye bu kadar yalnızsın?
- Duadan.
- 3
kulhü?
- Yok, annem
“Allah kötülerle karşılaştırmasın” derdi çok.
Aç olmak
suçtur ama açlar suçsuzdur.
Sadece aç balıklar oltayla avlanabilir.
Tokluk hissi balıklarda bulunabilen bir şey değildir.
Açgözlü diye aç olduğunu zanneden toklara denir.
Sadece açgözlü balıklar oltayla avlanabilir.
Manipülatörler bunu iyi bilir.
Açgözlüler suçludur.
“Bir hakikat kalmasın alemde Allah’ım nihan”
Big Eyes filminden bahsediyorum, aha şu:
https://www.imdb.com/title/tt1126590/?ref_=nv_sr_srsg_0_tt_6_nm_2_in_0_q_big%20eyes
Öyle yandım bittim değil ama güzel film. Gerçek hikaye, Christoph Waltz’un
sinir bozan başarılı oyunculuğuyla seyirci alacak nefes bulamıyor hikaye
ilerledikçe. Yönetmen Tim Burton ara ara haylazlığını sergilemekle birlikte bu
senaryoyu bu adamın çekmiş olması şaşırtıcı biraz. Mağdurla özdeşleşme,
katarsis, rahatlama… tanıdık bir Hollywood şablonu, izlenir ama düşük
beklentiyle.
Üstte yazdıklarımı kendi kul hakkına girmekte sınır tanımayan kurban kahraman
için yazdım, öfkemi manipülatörden çok o üzerine topladı çünkü. Günah çıkartma
sahnesinde papazın “ama kocanız öyle biri mi” sorusu çok zekice fakat bir an adaleti
tesis edecek sandığımız Kilise fırt diye riyakar tarafa geçince hayal
kırıklığına uğruyoruz.
Ama yani kurumsal muktedir zımbırtılardan (müesses nizam) içimizi rahatlatacak
bir adalet bekleyecek kadar da saf değiliz di mi? Değiliz.
Bugün buldum bugün yerim, yarına Allah kerim… Çingeneler sık kurar bu cümleyi
ve haklıdırlar.
Mağdurumuz (Amy Adams) hayatta kalma işini bu kadar ciddiye almasaydı daha iyi
hayatta kalırdı. Bu filmin çekilmesine de gerek kalmazdı.
İntikam bıçağının sapı yoktur, keseni de keser. Bu işin el
kitapçığı da şöyledir:
Affet ve görüşmeye devam et : sen
bilirsin,
Affetme ve bir daha görüşme : sen bilirsin,
Affetme ama görüşmeye devam et : asla yapma,
Affet ama bir daha görüşme : çok klas ama sadece üstün insanlar
yapabilir bunu.
Anlam ararken anlamsızlığı kucaklayanlar; işi bilmeyen
çavuşlar, döner götünü avuçlar.
Ya akıllı olacaksın ya da genç.
Abartınca daha haklı olmuyorsunuz! Daha şey oluyorsunuz
sadece. Şey.
Beş kere arasam,
Bir kere bulamam.
Kumarda kazansam,
Kendime kalamam.
Bir kere ölsem,
Ben yine gelirim.
Şaşırıp bi gülsem,
Kendime gelirim.
Gözler açsa dolandırıcılar toktur.
Kötülük bitsin istiyorsan kötülük üretmeyi kes.
Evet, beni öldürmeyen şey beni güçlendirir ama beni
çırpıştırmayan şey de beni kıpraştırmaz.
Beni ikilendirmeyen şey beni üçlendirir:p
Psikolog şöyle not aldı: ruhu çırpışıyor.
Öfkenin hareket ettirme gücü geçince atalet
nasıl da kader di mi? Hayatında çarpa çarpa ilerleyen şeyleri vetolayıp sadece kendi
şiiriyle akanları tutmak istediğinde de aynısı oluyor.
Dünyada rehin kalmış bir ruh değil misin sen de, tafran
kime?
İnsan ruhunu çürüten şeyler:
- Stalk
- Eve yemek söylemek. Ya yemek yap ya ya da dışarıda ye, dışarıdan yeme.
- Kayan videolar, reels vs.
- Mağduriyeti yuva belleyip içinde yaşamak
- Lüks
- Her türden istif (para, bilgi, çevre)
- Başka hayatları düzeltme telaşı ki kendi hayatını düzeltme gerekliliği ile
yüzleşmemek için ortaya çıkar bu.
- Şikayetçilik
Algı yavaşlayınca çözünürlük yükselir, çok bakma Hüseyin,
hızlan.
Bana çok acayip gelen ama önümüzdeki yıllarda kimseye
acayip gelmeyecek bir şey yaşadım. Bankta oturmuş öyle boş boş denize
bakıyordum, aklım Dağlarca’nın bir şiirinin sonuna takıldı, gecenin ve bi şeyin
bi şeyine karşı kim bilir neler düşünerek… neydi o bi şeyler? Şiirin adı
ezberimde (ki adı şiirin yarısı kadar zaten, yuh senin hafızana) telefona
yazıverdim, Gemini atladı “ben biliyom” diye, ben de tıkladım, gerisi şöyle:

Gecenin ve mesafenin karanlığına karşı kim bilir neler
düşünerek…miş fakat… ulan ben ne yaşadım?! Şiiri uydurması 0,1 saniye filan
sürdü, son dörtlükte fena sıçtı da oraya kadar hiç de fena gelmedi! Uydurma yeteneği
bir yana neden uydurdu? Şakacı mı bu Gemini yoksa manipülatör mü? Dezenformasyon
fabrikası? Nereye gidiyoruz, bize ne olacak? Dibi yok ve kapkaranlık bir
mağaranın kapısının önündeyiz, gün ışığıyla son irtibatlarımız bunlar!



