24 Kasım 2016 Perşembe

KARŞILIKSIZLIK

Kötü çek gibi bir şey işte bu. Çek gerçek, meblağ gerçek, imza gerçek…ama hesapta karşılığı yok!

Ticari bir olgudur tabi şu dediğim ama bu karşılık meselesinin mecazi izdüşümleri hesapta yeterli para olup olmaması kadar mühim…ve gerçektir.

Sultan Makamı’nda Sultan, Asiye’ye “senin eksiğin benim Asiye” der, bir başka yerde de “Asiye ben seninle karşılaşacağımı bilseydim başka türlü yetiştirirdim kendimi” der.

Sultan dünyaya neden geldiğini bilmektedir.

Sultan’ın içinde olduğu şey bir karşılığını bulma halidir. Aynı zamanda kendisinin de karşılık olduğu iddiasındadır. “Ağlamaya değecek kadar güzel bir şey bulduğunu” düşünmektedir. Ağlamakta tereddütsüzlüğündeki referansı da Fuzuli’dir:
Arızın yadiyle nemnak olsa müjganım n’ola?
Zayi olmaz gül temennasiyle vermek hare su.
Halbuki öyle ağlamakla falan işi olacak türden zırlak bir tip değildir Sultan, avına kilitlenmiş ve avını asla başkasına kaptırmayacak şahin kadar güçlü ve kararlıdır, erkekliğinden asla şüphe edilemez…ama konu Asiye olunca pazarda annesini kaybetmiş çocuk kadar çaresizdir, ağlamaya hep hazırdır, göz yaşları an meselesidir.
Ve şerefim hakkı için söylüyorum; zerre halel getirmez Sultan'ın erkekliğine onca göz yaşı...göz yaşı, erkekliği şüpheli olanı bozar ancak, erkeğin sağlamına hiçbir şey edemez!

Evlenme teklifini de aşağı yukarı bu minval üzre yapar, “ben sana talibim” derken aslında dediği “karşılığım olur musun?” dur. Asiye’nin “ne için?” sorusuna da “ne varsa insanın içinde, kavga, dövüş, hırgür, sevişmek, didişmek, çoğalmak, hepsi için” diye tumturaklı bir cevap verir çakal :) 
Tüm bunlar da bir mutfakta olur… derme çatma eski bir evin mutfağında dört mevsim bir zarafet, mufassal bir saadet tastamam yaşanır.

Karşılığın bulunmuşluğundan Sultan gibi emin olamayan bedbaht nasipsizlerse içine düştükleri karşılıksızlık hissinin manasızlığındadır-boşluğundadır. 
Koca evrende beyhude yere hacim kapladıkları düşüncesi canlarına batmış demir diken gibidir. 
Demirden dikenler öldürmez ama acıtır.

Bu bedbahtlar dünyaya neden geldiklerini bilmemektedir.

Ses olmuşken doğru kulağa gidememişlik, ok olmuşken hedeften olmaz uzaklara savrulmuşluk, böyle bir öksüzlük, gurbet ellerde hasta düşmüşlük, su olup akmak var iken bir bidonda kalakalmışlık…gibidir karşılıksızlık.


İstek üzerine not:
Arızın yadiyle nemnak olsa müjganım n’ola?
Zayi olmaz gül temennasiyle vermek hare su.
Yani; yanağını anmaktan dolayı kirpiklerim ıslansa (ağlasam) ne olur ki? Belki gül biter temennisiyle dikene su vermekle su ziyan olmaz...diyor.
Kirpiklerini dikene benzetiyor ve ağlayarak o dikenleri suladığını söylüyor. Gülün dikenini sulamanın gülün yetişmesine vesile olması gibi belki ağlamasının da gül gibi güzel bir şeye vesile olabileceğini...göz yaşlarının ziyanlık olmadığını, bunca ağlamanın boşa olmadığını söylüyor.

23 Kasım 2016 Çarşamba

ANİDEN HELVA

En zoru diriyi gömmektir. Ölmesi her ne kadar mukadderse de ölmeden gömmesi zor olur. En zoru diriyken gömmektir.

“Hiçbir dış etken, gece olunca birbirini şehvetle arzulayan bir çifti ayıramaz” der Goethe bir romanında. (Gönül Yakınlıkları'ydı galiba) Bu söz doğruysa çift taraflı bir canlılığın gömülmesinin imkansızlığından bahsedebiliriz ancak sözün iç etkenleri kapsamadığına da ilave bir dikkat göstermeliyiz.

“Diri diri gömmeyelim yazıktır” diye gömleğini yırtan kalptir…ona muhalefet edense mantık zannedilir ki öyle değildir… o muhalifin mantık olması mantığın varlığına ihanettir çünkü hiçbir rasyonel irade bir diriyi gömmeyi önermez.
“Gömelim gitsin” diye bağıran o gür ses egonunkidir. O ego ki mazoşist bir intikam duygusu en öz sermayesidir.
İç ses var bir de, toplamda dört kişi bunlar.

İç ses çok nadir konuşur ancak egonun ezilmesine pek taraftar olmadığı bilindiği için “gömelim mi, gömmeyelim mi?” kavgasında sessiz kalmasının “gömelim” demek olduğu bilinir.
Ayrıca fazla çetrefillenmiş işler, iç sesin pek de hazzettiği türden değildir.

İkiye iki biten bu oylamadan “iç ses ne diyorsa o” kararı çıkar…o sebepten egoya fazladan argüman vermek iyi bir fikir değildir, fazla hırpalamamak gerekir bazı şeyleri, bıçaklarken bile çok bıçaklamamak gerekir.

Homo sapiensin varlık kodları antisosyal bir yapılanma içindedir ve sadizm en çok mazoşizm şeklinde kendini gösterir. Bu yüzden gömülecek şeylerin ölmesi beklenmelidir.
Canlılığa hürmet bunu gerektirir…her ne kadar bencilce de olsa!

20 Kasım 2016 Pazar

BERMUTAD

Kelimeler gerçeğin indirgenmiş halleridir. Sesler de öyle.

Söylemeye değecek sözü olmayan pek çok bünye susamaz çünkü kendilerine tahammülü olmayanlar iç seslerini bastırmak için olan her şeyi gürültüye sarmak itiyadındadır.
Bununla beraber  sessiz sedasız pek çok ruh da içten gürültülüdür. Kendileri olmaktan başka çareleri yoktur, bir türlü susturamadıkları içleriyle dilsizdirler.

“Gözler yalan söylemez” derler. Yalandır, söylerler. Hakikatin gözleri de dilsiz olabilir.

Yüksek akılların gözleri söylenenleri değil de söylenmesi eksik bırakılmışları görmeye meyyaldir. Yüksek gönüllerin görmeye çalıştığı şeyeyse serap denir, inanmak da marifetleridir.

Her türden yükselmişlik sözlük anlamı bir mutsuzluğa işarettir. 

16 Kasım 2016 Çarşamba

MELANKOMİK NOTLAR - 33

Bu akşam çok erken uyudum, 1-2 saat uyudum, sonra kalktım yerime yattım ki...telefon çaldı, arkadaşım... aramayı sessize aldım, 5 dakika geçmedi bu sefer ablam. Aramayı reddedip hışımla telefonu komple kapattım ama o "hışım" uykuyu acayip açan bir şey, uyku komple gitti. Kalktım sonra geri aradım, ablam hatırımı sormak için aramıştır, arkadaşımın bir diyeceği vardır herhalde...tam tersi, ablamın diyeceği vardı arkadaşım hatırımı sordu.
Neyse işte, bu gece uzun olacak!

Süper ay dediler, çektik. Hiç de süper falan değildi valla.

"Sıfırını sev" diye bir felsefe tutturdum, uyguluyorum. Sıfırımı da felsefemi de seviyorum :) 

Hayatımda ilk defa birinden davacı oldum, geçen gün de davaya girdik. O kadar da kötü değilmiş.

Birini rüyanda görmek onun seni özlediğine delaletmiş... ne acayip! Şu sıralar cümle rüyam acayip zaten, hayırlısı.

Pazar günü kitap fuarına gittim. Taksiyle gidecektim aslında ama unuttum, bi baktım arabayla yoldayım, E5'te geldi aklıma arabayı bırakacağım. Tüyap'ın otoparkını kapatmışlar, izdiham E5'i tıkamış, rezillik Arş-ı ala kapılarında...Önüne kadar gidip oradan dayanamadım saptım artık!  Beklemeye çok tahammüllü değilim napiim! "Hafta içi giderim" dedim, hafta içinin de üç günü geçti tık yok hala, son iki gün!

Yavuz Sultan Selim'in biyografisini okuyorum şu sıralar...çok süper adam yaa! Favori padişahımdır zaten, bir numara. Saltanatı biraz daha uzun olsaydı tarih kitapları şimdikinden çok değişik olurdu.
Napoleon'a (Bonapart tabi ki, 3. değil) hayranlığım ve merakım da yüksek, onun da biyografisini okudum bir miktar ama devam edemedim çünkü dili berbattı! Şu dil meselesini çözemediler gitti, okunmasın diye yazıyorlar bazı kitapları, olmaz ki ama yani!

Bu blog 83 aydır açık, en çok izlenmenin olduğu birinci, ikinci, dördüncü ve beşinci ay, son 4 ay. 1-2-4-5 numaralar son 4 ay yani. 7 yıldır öyle kendince mütevazı bir izlenme çizgisi tutturmuş olan blog 2016'da şekil değiştirdi, son birkaç aydır da evrim geçirdi adeta. İyi bari :) 

İki çeşit kedi var dünyada: Suzi ve diğerleri. Bakışlarıyla kendine meftun ettiği pek çok kişi zaten var da bendeki yeri ayrı tabi. Çok güzel bir güzellikmiş bir kedinin ev arkadaşlığı, hele de Suzi gibi bir kedinin. 

Bu arada blogun izlenmelerinin nicelik kısmı güzel de niteliğe dair fikrim yok, bu fena. Kimdirler, sadece açarlar mı yoksa açıp okurlar mı, ne düşünürler? Çok zaman bir konuşma esnasında lafı geçti de öğrendim birinin yazıları okuduğunu. "E madem okuyorsun bi ses çıkartsana, bak fikrin varmış ne güzel, yazsana altına" diyorum...yok, illa gizli gizli okuyacaklar. Arkadaş suç işlemiyorsunuz ki, nedendir yani şu gizlilik-gizem?

Kahve yaptım kendime...ki bu saatte hayatta yapacağım iş değil ama bu gecenin uykuyla ilgisi olamayacağı çok belli, gözler ferfecir! Film izleyim bari :)

1,5 gün sonra ilave not:
Gittim fuara, akşam saatleri olduğu için sakindi de...

Pazar günü trafikte satılan biletlerden almıştım, sahteymiş bilet!
"Bişi almicam" diye girdim, bi sürü kitap aldım gene! Dahası tek bir holü gezebildim, öteki holleri merak içinde olduğum için muhtemelen gene gideceğim. Oy ben nidem!

Fuara giderken yolda kalabalık bir liseli genç grubu olmaz bir yerden karşıdan karşıya geçmeye çalışıyorlardı, durdum, elimle de "geç geç" yaptım. Abartılı hareketlerle ellerini kalplerine götürüp "sağol dayıııı" falan diye bağırdılar bana, hatta tezahürat yaptılar. Nooluyo lan?!

11 Kasım 2016 Cuma

SÜPER ÇUBUK AMA 2 TANE

Tuhaf bir test anlayışı var kadınların.

Malzeme dersinde görmüştük, mühendislik dersidir…
Testler, test edilen ürünün heba edilip edilmemesine göre iki türlüymüş. Ürüne hasar vermeyen türden testlerde ürün testten sonra da kullanılabilir halde kalırken ötekinde denek ürün feda ediliyormuş. 
Ürünü tartmak hasarsız testlerdendir mesela ama ürünün ne kadar dayanıklı olduğunu öğrenirken ürünü pırtlatabiliyoruz...gibi.

Bir çubuğun kopma dayanımını ölçerken çubuğu iki yanından çekip çekip en sonunda kopartıyorsun…elinde çubuğun hangi kuvvet değerinde koptuğu bilgisi ve 2 adet işe yaramaz yarım çubuk kalıyor. Elde ettiğin değeri not alıyorsun, kopuk çubukları çöpe atıyorsun.
Aha şöyle:

1 numarada çubuk gayet gürbüz, güpgüzel bir çubuk iken kuvvet etkisiyle giderek uzuyor uzuyor ve en sonunda 5 numaradaki gibi 2 çubuğunuz oluyor. O 2-3-4 numaralar için de elastik bölge, plastik bölge, akma noktası falan gibi şeyler var da konumuz için önemsiz… 5 numarada görülen kopma noktasıdır işte, o mühim.
Aha bunlar da kopuklar:

Velhasılı bir çubuğun kopma noktasını öğrenmenin çubuğu kopartmaktan başka çaresi yoktur, bu mühim.

Kadınların en öz eğilimleri garanticilikleridir. Temel itkilerden başlayıp, avcı-toplayıcı döneme uzanıp, kadın fizyolojisiyle ilişkilendirerek sebebini açıklarım ben bunun, hatta kadınların erkeklerden ve evrenden neler beklediklerini de sokuştururum aralara da gerek yok… netice mühim sadece, kadın doğası garanticidir. İyi, anladık, nokta.

Kadın önce fark edilmek ister, alaka görmek ister, seçilen olmak ister, sonra da talep edilen olmak ister. Kozmetik sanayiinin varlık sebebi budur. Sade kozmetik değil tabi, başka bir sürü ticari çark kadınların albeni aşkının yüzü suyu hürmetine döner.

Ama kadının asıl mühim isteği, ennn en asıl mühim isteği tüm bunlar olduktan sonra olabilecek olandır: kadın seçmek ister.

Yazının konusu bu seçme prosesiyle alakalı. Kadın seçerken emin olmak için testler falan yapar. Merak ettiği temel soru “beni ne kadar istiyor?”dur. O sebepten gönlü varsa bile yokmuş gibi yapar, herif ne kadar ısrarcı ve sebatkar anlamaya çalışır. Öyle ya, bakalım bakalım adam benim için dağları aşıyor mu aşmıyor mu? Sonra aştığı dağ kaç metre? Elde metre dolaşır böyle ve daha yüksek bir dağ arar.
“Tamam” dedikten sonra da bitmez bu sınama işi, kadın kafası “beni ne kadar istiyor acaba?” diye biteviye mesai yapmaya programlıdır, cevap bulmak için de test eder durur. Her kriz bir sınama fırsatıdır (doğal kriz yoksa suni kriz de yaratılabilir), kadın “iyisi”nin hep bir “daha iyisi” olacağını bildiği için test etmekten geri durmaz ve test sonuçları arzu edilen değerleri karşılamaz ise gelecekteki bir “daha iyisi”ni bulmak ümidi saklı kalmak kaydı ile kırık çubuklar çöpe atılır.

Tüm bunlar olurken erkek efor halindedir, onun doğası da hareketli şeyleri hareketsiz hale getirmek (avcılık) olduğu için de bir şeyleri hareketsiz hale getirmek saikiyle ok atar durur. Kaçanları kovalar evet ama sonsuza kadar değil, vazgeçip yeni hareketliler aramak da doğası gereğidir. İşi şansa bırakmamak için aynı anda birden fazla hareketliye ok da atabilir. Ama bunlar konumuz değil.

Mevzunun pırtladığı yer o çubuklardan kaç tane olduğudur. Öyle ya, test merkezine 1.000 tane çubuk gelir, onlardan 1 tanesini rast gele seçer teste sokar kopartırsınız, geri kalan 999 çubuğu teste sokmaz satarsınız. Hepsini kopartacak halimiz yok herhalde! 
O tek çubuk kalan 999 çubuğun kefilidir, az çoğun delilidir, bu işler böyledir. Alman’ı, Amerika’lısı falan hep böyle yapar.

Onu diyorum işte, elinizde eğer tek bir tane çubuk varsa o çubuğu kopartmayın! Soktuğunuz testler kopana kadar devam eden testler olmasın yani…çünkü kopmuş çubuğun naturası sağlam olsa bile artık size fayda sağlayamaz!..çünkü 2 tanedir ve 2 yarım 1 tam etmez.

Badel harabül Basra…(Heyhat!)

Bu kadar garanticilik bünyeye zararlıdır. Baktın çubuk dayanıklıya benziyo, zorlama yani daha fazla, at çantaya, geri kalanını Allah’a bırak. (Tevekkül) Risk olmak zorunda, risk yoksa kazanım da yok.

“Beni ne kadar istiyor acaba?” sorusunun belli bir dozdan sonrası rasyonel değildir, makul bir cevapla yetinmek gerekir. O makul ölçüyü tutturamazsanız test sonucunda oldukça dayanıklı olduğu kanıtlanmış…ama kopmuş çubuklarınız olabilir!

Dünya gezegeni döner iken “ah, vah, of” gibi ünlemleri ciddiye almadan döner.

Çok acayip bir etki daha var. Kadınların toplamı sabit bir cephanesi var ve cephanedeki mermi adedi azaldıkça fizyolojik etkilerin psikolojik etkiye dönüşmesi neticesinde testlerden murad edilen değer giderek düşme eğilimindedir.
Yani vakt-i zamanında 9 newtonluk bir kuvvete aslanlar gibi dayanmış da kuvvet daha da artınca kopuvermiş (kırılıvermiş) ve “neden 10'a kadar dayanamadı” diye burun kıvırılmış, harcanmış bir herif mevcut iken…bir zaman sonra ıkına sıkına 5 newton’a ancak dayanabilmiş heriften gider çocuk yapar kadın. (O da 4,5'tan 5)
Atmıyorum valla, bana bakmayın, ilmi hakikatler bunlar, tarih bu dediklerimin örnekleriyle dolu. (Akşam pazarı, basiret bağlanması, karanlıktı seçemedim, kader işte, salaklık vs.)

Bakın çok hüzün verici bir şeydir şu son söylediğim, dramdır yani, net.

Lüzumundan fazla garanticilik sadece bünyeye değil insanlığa da zararlıdır. Bu ağır test şartlarından en iyi kimler geçer biliyor musunuz? Yalancılar.

Kadınların temelde ne istediğini çözmüş bir erkek, taklit ederek kadınları çok kolay manipüle edebilir. Yeter ki öz saygısı düşük olsun.

Kadının kendisini "en" çok istediğini sandığı erkek, öz saygısı "en" düşük (sahtekar) erkek olabilir.

İşte bu sebeplerden yalancıların çocuk sahibi olma ihtimalleri dürüstlerden daha yüksektir. Yani gelecek nesillerin giderek artan oranda “yalancı gen” taşıması, yalancı olması mukadderdir.
Böyle böyle seleksiyon motoru kötüye-negatife çalışır… lüzumundan fazla garantici kadınlar yüzünden yalancılığı artmış erkekler (kozmetik erkekler), giderek artan bir oranda dölleyecek gelecek nesilleri…yani.

Şu garanticilik canavarı layıkıyla zapt-ı rapt altına alınamaz ise dünya için olacak olan şey, kifayetsiz muhteris popülasyonu giderek artar iken,  zürriyetsiz menzil almışların soylarının tükenmeye yüz tutmasıdır:
Yay gibi eğri olursan elde tutarlar,
Ok gibi doğru olursan yabana atarlar.
Yay gibi eğri olursan elde kalırsın,

Ok gibi doğru olursan menzil alırsın.

Sevgili kadınlar;
Valla kendim için bir şey istemiyorum ama gelecek nesilleri yakmayın be…

Not: Konuyla direkt alakalı değil ama çok severim bu sözü, konunun alt katmanlarıyla da ilgisi var ayrıca. İskender Pala demiş ki:
Uzun bekleyişlerin kalbe yansıyan ihtilalleri olur.

Aslında lüzumsuz sonradan not: Yazıdaki semptomları bilince dair somut etkenler gibi algılamak yanlış neticeler verir. Bahsi geçen şeyler bilinç dışına dair itkilerdir. Determinist trenler yanlış şehirlere götürür okuyanı, flu düşünmek gerek.
Dediğim şekilde yanlış okuyanlar olmuş, lüzumsuz belki ama yine de not ekleme ihtiyacı hissettim.

10 Kasım 2016 Perşembe

SIFIR

Göğe bakmalı şiire antitez:
Yıldız arayıp gökte nice turfa müneccim,
Gaflet ile görmez kuyuyu reh-güzerinde.

ve

Yer ile gök arasına sığamayan bir ömür, "heyhat" ve "beyhude" kelimelerinin tekinsiz benzerliğinde sıkışıp kalabilir.

3 Kasım 2016 Perşembe

POSTA

Güzelşeylergüzelşeylergüzelşeylergüzelşeylerdeoluyorhayattagüzelşeyler.

1 Kasım 2016 Salı

MELANKOMİK NOTLAR - 32

Hafızamda yaşayan file ot vermeyi kessem ölür mü ki?

Değişikse bizdendir. Değilse değildir.

Zeka diye zekatı verilmemiş akla deniyormuş. Aklın zekatı da hayra yormakmış. Bunu öğrendiğim iyi oldu bak.

Ulan o değil de biraz da yolları tutsaydı aklında keşke şu hafıza, yollarda kaybolmaktan yoruldum! İsimleri, yüzleri, tarihleri, numaraları, olayları yani her şeyi öküz terabaytlık harddisk gibi tutan, bi tuttu mu bi daha bırakmayan hafıza, konu yollar olunca 1,44 mb floppy diskete dönüşüyor, e bana da yazık!

Aristokrat kompleksinin en tahammülfersa hali de aristokrat olmayan birinin bu komplekse kapıldığı hal.

Suzi’nin misafirlere davranışı giderek daha bir mesafeli olmaya başladı, öyle herkesle yüz göz olmuyor. Böyle zamanlarda bana gelirse tutup misafire vereceğimi bildiği için benden de kaçıyor, misafir gittikten sonraysa normal aile saadeti. Zeki piç!

Şu her şeye "bunun bana ne faydası var?" gözüyle bakanların hayal ettikleri dünya, brokoli tarlası gibi bir şey mi ki acaba? Nedir ki?

Ölmeden düşeceğine düşerek öl daha iyi anasını satiim.

Bu kız son zamanlarda çok pis favorim, bayılıyorum!

Samsung telefona antipatim karşılıksız değilmiş ki telefon düşüp ekranını kırdı. Yolları ayırdık kendisiyle, bi daha da tövbe!

Kadınlar başımızın tacıdır.



















Dejavu bizim işimiz. Oblomov'luğu da sizden öğrenecek değiliz.

Bu sanatçı olma işi... taşıt tanıma gibi bişi ha!

Oldukça kitabi bir meselenin içindeyim, bilmediğim sulardayım. Du bakalım ne olacak?

Öne Çıkan Yayın

ÇOK GÜZELSİN GİTME DUR NOKTASI

Şahsi tarihimizin tekerrür ede ede gözümüze sokmaya çalıştığı toplamda sadece tek bir şey vardır belki de: O aslında öyle değil. Taz...