Her samimi eylem, kendinden uzak düşmemek için “başkası”na
yakın düşmeyi göze almaktır. Onay makinesinin pili yok ki çıkarasın da dursun.
İnsan, hayatta kalabilmek için kendinden uzak düşmeyi
seçebilir ancak kendine mesafesi arttıkça hayatta kalması anlamını yitirir…
eğer yeterli inkar kabiliyeti yoksa!
İnkar, anlamsızlıkla baş edebilmeyi mümkün kılan harika bir fonksiyondur, eğer
bu inkar işinde yeterince iyiyseniz 2 kere 3’ün 8 ettiğine yemin edersiniz de
ağrımaz o kopasıca başınız, kalbiniz de kesin çok temizdir.
İnkara uzak, kendine yakın bir yaşama hayali kuran
samimiyet kuşları da aslında kuş değildir, keçidir, dünyanın kadrolu günah
keçileri... Çünkü her zaman utanmaya hazırdırlar.
Ben aslında şu “başkası”ndan bahsedecektim de her nasılsa
konu ona gelemedi.
O başkasının kim olduğu mühimdir.
“Mütekebbire kibir sadakadandır” mesela, mütevazı tabiatlı biriysen bile
kibirli birine karşı kendin gibi değil de kibirle davranman gerekir. Kibirliyle
kibirli, samimiyle samimi olacaksın… yavşakla da yavşak?
Bu işin sonu yok!
Çözüm: olmayacaksın.
Herkesle uyuşamazsın, uyuşmayacaksın. İyi niyetli samimiyetlerini kendine
saklayacaksın, bohçanı bohçacı kadın gibi kolayca döküvermeyeceksin öyle olur
olmaz her yere!
“Olmayacaksın” tavsiyesine uyan her şahıs “bir dost
bulamadım, gün akşam oldu” türküsü söyleyerek gezinir tamam ama… gün zaten
akşam olacak ki.
Akşam, bir dost bulana da var bulamayana da! (İçinde akşam var. Neyin? O şeyin)
Değmez efendim değmez kısa süreli birkaç duygudaşlık orgazmı için itin köpeğin
onayına talip olmaya.
Bu da münkirlere: değmez üç beş netameli zafer için kendini bunca ucuza
bozdurmaya, o inkar eden yerlerin birgün düşman olur sana a ebleh!
Senaryo nasıl olursa olsun finalde insan en çok kendine
küsüyor.
Mağlubiyetin en zor tarafı da sonunda eve dönmektir… ki ev,
her hal ve karda kabul edendir.