31 Ağustos 2026 Pazartesi

DİŞ

Değmez şu hayat için ölmeye. Çok lüzumsuz bir acele değil mi sence de bu yaptığın? Bekle az daha, sistem kendi halleder yahu….
Derdim, köprünün korkuluklarına tırmanmış birini oradan indirmek için.
Ne boktandır ki inanarak söylerdim bunları çünkü öyle zaten.

“Bak, şimdi vazgeçersen kısa süre sonra ‘iyi ki vazgeçmişim’ diyeceksin ve kalan ömründe ölmeyi istemeyeceksin. Yaşamayı acayip istediğin bir günde de ölüvereceksin”
Diye de devam ederdim polis arkadan kafama tabancanın kabzasıyla vurmasaydı. Aman, polis de çok biliyo sanki!

Ya adam zaten hastaymış, doktorlar en fazla 45 yıl ömrü kaldığını söylemiş… desem polis pisleşebilir, gün diyeyim en iyisi, yıl çok. (Kime göre)

İntihar müteşebbisi şahıs bu kadar uzun konuşmama izin vermez bence. Ben henüz konuşuyorken atlamaz (sözümü kesmemek için… şaka:p) çünkü atlaması için teknik olarak kendi sözünün bitmiş olması gerekiyor. Sayemde başlamadı ki bitsin adamın sözü, vır vır ötüyorum.

Mükemmeliyetçilik harika bir beka tedbiri, bulup-beğenip söyleyemezsin bir türlü o “son söz”ünü çünkü.
Muhteşem bir söz söyleyerek atlıyormuş müstakbel ölümüz ama rüzgardan ne dediği anlaşılmıyormuş, rezillik!
Bu arada hepimiz müstakbel ölüyüz.
Müstakbel ölülere tumturaklı söz ne kadar lazımsa bize de o kadar lazım.
(Nickimi “müstakbel ölü” yapmak fikri çık aklımdan)
Kafiye işte bu, havadaki kaosa tezat bir akışa denk geldiğimizde içimizin kısa süreliğine hoş olması durumu… ki konumuz değil.

Adam ben bunları düşünürken atlayabilir ki bu başarısız olmam demek, adamın vazgeçmesi de başarı değil ya, neyse!

O muhteşem son sözü bulamadığı için ölmemek… demek, aslında bu dünyada yarım kalan işleri olduğu için ölmeyi seçmemek demek… sanki yaşamayı seçince yarım kalan iş sayısı azalacakmış gibi, sanki bir iş tamamlanabiliyormuş ya da yarım kalabiliyormuş gibi, alayı illüzyon!
Ama neticede beka tedbiri işte, Allah bu tedbiri böyle yaratmış. O Allah ki doğumumuzu yaratmış, öleceğimizi bildirmiş ve öleceğini unutmayı yaratmış, amenna. Günahı yaratmış, günaha girmemeyi yaratmış. Anlamı yaratmış ve saklamış. O ki sonsuzun sahibidir ve sonu olan şeylerde anlam bulmamız yanılgısını yaratmıştır. Hepsine amenna.


Adam atlamadı hala, telefonla konuşuyo. Neyi müzakere ediyorsa artık, İran sanki!

Demem o ki… orda burda gördüğünüz bütün hayat reçeteleri Sonsuz’a nasıl diş geçireceğinizi anlatır ve hepsi de saçmadır.
Dişin yok ki geçiresin.


24 Ağustos 2026 Pazartesi

TENEZZÜLSÜZLEŞTİREMEDİKLERİMİZDENOĞULLARI

Her samimi eylem, kendinden uzak düşmemek için “başkası”na yakın düşmeyi göze almaktır. Onay makinesinin pili yok ki çıkarasın da dursun.

İnsan, hayatta kalabilmek için kendinden uzak düşmeyi seçebilir ancak kendine mesafesi arttıkça hayatta kalması anlamını yitirir… eğer yeterli inkar kabiliyeti yoksa!

İnkar, anlamsızlıkla baş edebilmeyi mümkün kılan harika bir fonksiyondur, eğer bu inkar işinde yeterince iyiyseniz 2 kere 3’ün 8 ettiğine yemin edersiniz de ağrımaz o kopasıca başınız, kalbiniz de kesin çok temizdir.
 

İnkara uzak, kendine yakın bir yaşama hayali kuran samimiyet kuşları da aslında kuş değildir, keçidir, dünyanın kadrolu günah keçileri... Çünkü her zaman utanmaya hazırdırlar. 

Ben aslında şu “başkası”ndan bahsedecektim de her nasılsa konu ona gelemedi.
O başkasının kim olduğu mühimdir.
“Mütekebbire kibir sadakadandır” mesela, mütevazı tabiatlı biriysen bile kibirli birine karşı kendin gibi değil de kibirle davranman gerekir. Kibirliyle kibirli, samimiyle samimi olacaksın… yavşakla da yavşak?
Bu işin sonu yok!
Çözüm: olmayacaksın.
Herkesle uyuşamazsın, uyuşmayacaksın. İyi niyetli samimiyetlerini kendine saklayacaksın, bohçanı bohçacı kadın gibi kolayca döküvermeyeceksin öyle olur olmaz her yere!
 

“Olmayacaksın” tavsiyesine uyan her şahıs “bir dost bulamadım, gün akşam oldu” türküsü söyleyerek gezinir tamam ama… gün zaten akşam olacak ki.
Akşam, bir dost bulana da var bulamayana da! (İçinde akşam var. Neyin? O şeyin)
Değmez efendim değmez kısa süreli birkaç duygudaşlık orgazmı için itin köpeğin onayına talip olmaya.
Bu da münkirlere: değmez üç beş netameli zafer için kendini bunca ucuza bozdurmaya, o inkar eden yerlerin birgün düşman olur sana a ebleh!
 

Senaryo nasıl olursa olsun finalde insan en çok kendine küsüyor. 

Mağlubiyetin en zor tarafı da sonunda eve dönmektir… ki ev, her hal ve karda kabul edendir.


ZİLLETE TAHAMMÜL VAR, CİNNETE TAKAT YOK

 Kesiyorsun karpuzu, gayet kırmızı, doğra, tabak kirlet, ağzına at…tadı yok değil ama var da sayılmaz. 

Hayat, bazı üstün yeteneklileri seçip olmaz çilelere gark ederek filozof yapıyor, bazılarını da felsefe profesörü. Birinin sürünerek ulaştığı yere diğeri otobüsle gidiyor, oraya çıkmanın verdiği acı ile orada bulunmanın hazzı da aynı şeylermiş gibi işlem görüyor piyasada. 

Şu vasat karpuz keşke kelek çıksaydı da gevelemek zorunda kalmasaydık tadı var mı yok mu belli değil o şeyi. Vasatlık rezillikten daha kötü çünkü rezilin samimi bir özgünlüğü var. 

Birbirine benzeyen kısmen doğru şeylerin özgün-şahsi fikirmiş gibi vazedilmesinden bıktım. 

Eskiden arabaların renkleri vardı, hatları özgündü. Kullanıcılar arabayla duygusal bağ kurmasın da biraz eskiyince değiştirsin diye birkaç karaktersiz renkten birine boyayıp salıyorlar şimdi arabaları piyasaya, şekilleri de aynıya yakın. Karaktersizlik karakter oldu. 

“Çok alametler belirdi vakit tamamdır,
Haram sevaboldu, sevap haramdır”
 

Tamam lan işte vakit, alametler malametler hepsi de belirdi, ikinci bir emre kadar herkes kusmuğunda boğulsun lütfen!

Öne Çıkan Yayın

ÇOK GÜZELSİN GİTME DUR NOKTASI

Şahsi tarihimizin tekerrür ede ede gözümüze sokmaya çalıştığı toplamda sadece tek bir şey vardır belki de: O aslında öyle değil. Taz...