2 Eylül 2021 Perşembe

TEKRARLI

Bu sahneye düştüm!

The Sopranos dizisinden, olay şu:

Videodaki Jun amca yeğeni Tony'nin (ki kendisi mafya patronudur) yeteneksiz olduğunu söyledi insanların içinde, Tony şakaya vurdu geçiştirdi. Sonra başka bir ortamda yine söyledi, yeteneksiz olduğu için üniversite takımına bile alınmamışmış. Tony bu sefer sinirlendi, bir daha insanların içinde kendisi için böyle kötü sözler söylememesini söyledi, açıkça ültimatom verdi. Ama 3 dakika bile geçmeden Jun Amca tekrar yeteneksiz dedi yeğenine, Tony vurdu kapıyı çıktı, amcası için "benim için öldü o" dedi.

Sonradan anlaşıldı ki Amca'da Alzheimer başlangıcı varmış, tekrara düştüğünün farkında bile değilmiş.

Bu yeni bilgi üzerine Tony amcasını ziyaret ediyor, gerisi videoda.

 

O soruyu sorduğu anda kurşun yemiş gibi düştüm işte ben... anladık unuttuğun için tekrarlıyorsun da... neden hep kötüleri? Neden bir tane bile güzel tekrarın yok?

 

Alatlı'nın bir sorusu vardı; dost acı söyler, düşman da acı söyler. Aradaki farkı nasıl anlayacağız?

Bu sürekli kötü kötü konuşup duran, bizim iyiliğimiz için kötü kötü konuşup duran, değerli hissedebilmek için bizi değersizleştirme ihtiyacında olan, bu kan içen insan eti yiyen bu en yakınımızdaki en yakınlarımız Allah için bir kere de iyi bir şeyi tekrarlasa olmaz mı? Olmuyor.

Güzel şeyler takrarlanmıyor.  O kirli bir sakızı çiğner gibi ikide bir söylenen "seni seviyorum"lar var ya... onlar bile güzel değil, çünkü kirli sakız.

 

İnsana yapılan en büyük kötülükler "senin iyiliğin için" kisvesinde gelir. Kötü şeyler duymasak ölecekmişiz gibi hayatta kalalım diye tekrar tekrar gelirler.

Yaşıyoruz işte, çok şükür.

11 Şubat 2021 Perşembe

MNFST

 MUTSUZLUK MANİFESTOSU

Ben falanca feşmekan.

Dünyaya öğrenmeye geldim, talibim.

Kör inançtan, hurafeden, fanatizmden kaçar, gerçeğe sığınırım.

Gerçeğe biat etmişim, hürmetim yalnız onadır.

Anlamam eksik, anlatmam küstah, gerçeklik algım yanlış, yanlış anlamam gerçek. Bu yüzden şüphe en öz kardeşimdir... abartı, yalan, riya, demagoji, şov, slogan, tezahüratsa düşmanım.

Geldim şu dünyaya birgün giderim, benim olan hiçbir şey benim değil, mutsuzum.

 

 

MUTLULUK MANİFESTOSU

Ben feşmekan falanca, bu dünyaya mutlu olmaya geldim.

İyi hissediyor olmak benim için çok önemli. İnanırsam başaramayacağım şey olmadığına inanıyorum.

Her şeyin en iyisine layık olduğumu düşünüyorum ve hepsine sahip olmak istiyorum.

Yaldızlı şeylere bayılırım.

Mutluluk budalasıyım, mutluyum.

 

 

OROSPULUK  MANİFESTOSU

Bana her türlü uyar.

18 Ağustos 2020 Salı

BÜYÜK BOŞLUKTA BOZULDU

 

"yüksekkaldırım'da bir akşam

maria missakian'ı düşündüm"

 

Düşündüm evet.

 

"eğer kendimi bıraksam

yağmur olabilirdim yağardım"

 

Yağardım.

 

"kasım'da bir çınar olurdum

yaprak yaprak dökülürdüm

kalbimi sıkı tutmasam"

 

O kadar da sıkı değildi aslında.

 

.........................................

 

Nehrin ortasında kuru kalmak, içinden geçerek ıskalamak, ıskalamayı ortalamak, mükemmel bir olmamışlık... gibi şeyler işte.

"Sınav iptal edilecekmiş çünkü bütün sorular yanlışmış" ümidini ısrarla besleyen salak öğrenciye verecek nasihat bulamayan emekli albay kadar çaresizdir zihin eğer zehirlenmişse (gerçeklerle zehirlenmiş) ve gün battıktan sonra sokaklarında sadece köpekler olan köyde dolanan evini kaybetmiş köylü kadar da sakildir. (Hangi eve baksa onunki değil)

 

...........................

 

Bulmak hiçbir şeydir, kaybolma isteği ise bulunma isteğinden sonra gelir ve tastamam bir yaşama hali ihtimali hepsinin üzerindedir. İnsanın tekrarları da bu daire içindedir. Her şey kısa süreli bir çarpıntı, minik bir zarif hissediş içindir.

 

Doğrudur, "değmez uyanmaya ikmal-i ömr için" ama bu kural sadece uyuyabilenler içindir. Ki uyumak iyidir.

 

"Öldük, ölümden bir şeyler umarak,

Bir büyük boşlukta bozuldu büyü"

2 Ağustos 2020 Pazar

MELALİ ANLAMAYAN NESLE AŞİNA DEĞİLİZ


Aşk imiş her ne var alemde,
İlm bir kıyl ü kaal imiş ancak.

Bu muhteşem şey bir fotoğraf değil aslında, Skins dizisinin 5. sezon ilk bölümünden aldığım screenshot, 09:33 - 09:50 arasında böyle bakıyor bu kız. Ben de fotoğrafa dönüştürüp uzun uzun izledim bu sanat eserini.  
Bakışlar çok yıllar öncesinden birinin bakışlarına (fena halde) tekinsiz benzerlikler arz ettiği için birazcık buruk izledim ama olsun, şu sanat denen şey iyi ki de var.


Bu muhteşem şey de bir Sokratis Malamas şarkısı, adı prigripessa. Türkçesi: prenses.
Kız arkadaşına (sonradan karısı olmuş) doğum gününde hediye alacak parası yokmuş, oturmuş bu şarkıyı bestelemiş prensesine.

İncelikmiş her ne var alemde,
Gerisi bok püsürmüş ancak.

Güzel şeyler mümkün ve inceliklerin yüzü suyu hürmetine dönüyor şu dünya, gerisinden de bana ne.

27 Temmuz 2020 Pazartesi

İSTEMLİ İNKAR, İSTEMSİZ BİAT


"Her nesnenin bir biçimi var ama
Aşka hudut çizilmiyor Mihriban"

Böyle anlıyordum türkünün sözlerini (Abdürrahim Karakoç şiiridir) ve bu iki dizeyi çok seviyordum. Aşkın hudutsuzluğu biçimsizliğinde saklıydı yani... tarif edilemez, kelimeye hapsolmaz bir şeydi aşk ve bütün sırrı biçimsizliğindeydi. Katı değil, sıvı değil, gaz gibi, net bir biçimden ya da hacimden bahsedilemez, ele geçmez avuca sığmaz hatta gözle seçilemez, kesinlikle var ama ispatı imkansız bir şeydi aşk.
Böyle derinliği olan bir hakikati bu kadar kısa-çarpıcı anlatabildiği için hayrandım o iki dizeye.
O türkünün sözleri gerçekten böyle olsaydı o biçimsizlik üzerine daha bir sürü şey yazabilirdim ama öyle değilmiş... her nesnenin bir biçimi değil "bitimi" varmış.
Lan zaten "bitim"le "hudut" aynı şey ki, aynı anlamlı iki kelimeyi alt alta iki dizede kullanmışmış meğer şair, meğer gayet sıradan bir laf salatasıymış o iki dize, değersizmiş.

Bu noktada tecihler iki tanedir; ya doğrusunu inkar edip "biçim"li haliyle "bilerek yanlış" bir şekilde kafanızda saklı tutarsınız o iki dizeyi ya da hakikate biat edip sevdiğinizi kaybettiğinizi kabul edersiniz.
İlk tercih ustalık ister, yaşama ustalığı... her kula nasip değildir.
İkinci tercihse nasipsiz kullar içindir. Gerçeğe içgüdüsel olarak biat eden hayat nasipsizi bedbaht kullar için.

Namazı beş vakit kılıp yaptığı işin günah olmadığından şüphesiz zengin tefeci, kızlık zarını diktirip kocasına kendini bakire diye yutturan mutlu gelin, fitne-fesat-iftirayla müdürünün ayağını kaydırıp yerine geçen başarılı memur, velhasılı yalanı-riyayı öz çocuğu gibi öz bağrına bastırabilen herkes o yaşama ustalığına sahiptir. Mutlu olmak için yaşar bunlar, bazen de olurlar. Çayırı sarmış ayrık otu gibi her yerdedirler. Önemsiz dünya kemirgenleridir.
İnkardan nasipsiz bedbahtların ömrü ise sevdikleri şeyleri kaybetmekle geçer. O meşum "öyle değilmiş" yaftası en olmadık zamanda gelip yapışır sevdiği şeyin üzerine, istenmeyen aydınlanmalar her şeyin içine eder.

Emile Zola, Dreyfus Davası'ndaki tavrı nedeniyle hain ilan edildi, ülkesini terk etmek zorunda kaldı. Halbuki ülkesini çok seviyordu. Sonra rüzgar değişti, gerçekler ortaya çıktı ve Zola geri döndü, bu sefer de kahraman ilan edildi.
Zola, kendisini hain ilan edenlerden de büyüktü kahraman ilan edenlerden de. Ölürken de kendisinden razı, vicdanıyla barışıktı.
Çok büyük adamdı!


18 Temmuz 2020 Cumartesi

STATİK NOT


Oynamazsan kazanamazsın.
Oynamazsan kaybetmezsin de.

Kazanmak ihtimal, kaybetmemek garanti. Nitekim sıfırına razı kullar böyle yapar.(Gölgesine razı fesleğen'den mülhem) Sıfırına razı olmakta sorun yok ama sıfırına aşık olmak bir çeşit fikir zinasıdır, haramdır. Hareketse farz.

İnsan bazen sevimsizce didaktiktir bazen de sevimsizlikten didaktik. Olan her şey de sıradakidir. Ama "ışıklar kırmızıya dönünce duracaksın"

Öne Çıkan Yayın

ÇOK GÜZELSİN GİTME DUR NOKTASI

Şahsi tarihimizin tekerrür ede ede gözümüze sokmaya çalıştığı toplamda sadece tek bir şey vardır belki de: O aslında öyle değil. Taz...