Elindeki halatı hayatın orasına burasına fırlatıp karayı bir türlü tutturamayan beceriksiz tayfa!
O senin işin değil, çık bir çay iç yukarıda, bak halat sırılsıklam.
Hem kara o tarafta değil....
29 Mayıs 2013 Çarşamba
15 Mayıs 2013 Çarşamba
8 Şubat 2013 Cuma
ARAF
Bu kısa hikaye, kavramları anlamaktan azat edilip anlamları kavramaya yazgılanmış bedbaht
ruhların kısa hikayesidir:
Hayatı ve insanları anlamanın yolcuları gökyüzüne baktıklarında bir köprünün tam da tam ortasında durmuşlardı. Gökyüzü onlara bir cevap vermiyordu, onlar da durdukça duruyordu. Bulutlar her zamanki gibi, gökyüzü her zamanki gibiydi. Onlarsa mükemmel bir hamle hayalindeydiler.
Hayatı ve dünyayı anlamak için yola çıkan insanlar bir köprünün ortasında
durup gökyüzüne baktı. Ne yöne gideceklerini kestirmeye çalışıyorlardı. Yönden
anladıkları da iki taneydi, "ileri mi, yoksa geri mi?"
Hayatı ve insanları anlamanın yolcuları gökyüzüne baktıklarında bir köprünün tam da tam ortasında durmuşlardı. Gökyüzü onlara bir cevap vermiyordu, onlar da durdukça duruyordu. Bulutlar her zamanki gibi, gökyüzü her zamanki gibiydi. Onlarsa mükemmel bir hamle hayalindeydiler.
Anlamanın yolcuları gökyüzünün tam altında ve köprünün
tam ortasında altlarındaki köprü gibi ve hatta köprü kadar durdular. Köprü
kadar durağandılar ama "onun gibi sakin" değildiler. Gökyüzü ise
onlar yokmuş gibi yapıyordu.
Hayatı ve her şeyi anlamanın yolcuları umudu elden bıraktı. Zaten kaç zamandır yaşamaktan anladıkları öylece durmaktı.
14 Aralık 2012 Cuma
OKAN BAYÜLGEN, SİGARA, KİŞİLİK YAMALARI, MASLOW VS.
Şöyle bir olay olmuş 10 gün kadar önce:
Görünürdeki durum farklı olsa da olan şey aslında bir
maruz kalma… Okan Bayülgen “kısa yoldan kendini
gerçekleştirme” derdindeki bir
kızcağızın bu uğurda kişilik yaması edinme çabasına maruz kalıyor, kız Okan Bayülgen'i kullanmaya çalışıyor ve O da bu kullanılmaya isyan ediyor. İsyanın formatı
da ayrıca dikkate değer.
Kişilik yaması: Kişiliğinin yeterince yapılanmadığını
düşünen insanların aslında bir kişilik parçası olamayacak türden şeyleri kişiliklerine
monte etmeleri…
-
Iyy, işkembe mi! nasıl içiyosunuz onu yaa!
-
Iyy, Kurtlar Vadisi, hayatta seyretmem, ne
öyle şiddet felan.
Hiç seyretmediği bir dizinin nasıl da kötü olduğunu dile
getirmek için fırsat kollayan insanın durumu çaresiz bir zavallılık arz eder.
American Beauty filmindeki sarışın kız (Kevin Spacey’nin
kızının kankası) iki ya da üç kez “hayattaki en tahammül edilmez şey
sıradanlıktır.” der filmde. İletişim çağında bireyselleşme saikiyle kurdukları tek
kişilik cumhuriyetlerinde tebaasız ve yalnız kalmış insan evlatlarının kurtuluş
planıdır bu cümle. İnsan olmakla ilgili mesafe kat etmiş bir insanda yoğun bir
acıma duygusu meydana getirmesi olağandır böyle bir dışavurumun… Fakat o
acıdığınız metabolizmanın sizi hakir gördüğünü (nasihat vermek ve yardım etmeye
çalışmak şeklinde yaparlar bu hakir görme işini) fark ederseniz de şaşırmayın.
Yeterince şekillenmemiş, yeteri kadar ayırt edici
özelliği olmayan, diğerlerinden farkı iyice belli olmayan kişiliğe işkembeden
tiksinme, sigara düşmanı olma, sıkı çevreci olma, Akp düşmanı olma, Chp düşmanı
olma, koyu Fener’li-Cimbom’lu olma, fanatik hayvan sever olma gibi özellikler
kazandırılarak kişiliğin yeterli donanıma sahip bir kişilik haline dönüştürülme
çabasıdır bu çaba… ve bunların hiç birisi bir kişilik komponenti olabilecek
türden şeyle değildir, bunlardan olsa olsa yama olur…Yama varsa delik de vardır
ya da var olduğu düşünülüyordur.
Yama kullanan kişilerin kendilerini ifade edişi alay etmek
şeklinde olur çok zaman. Yardım etmeyi de çok severler. Toplumsal farkındalık
yaratmaya falan bayılırlar, insanlığa hizmet etmek vazgeçilmez
mastürbasyonlarıdır. Twitter ve Facebook’un kullanım şekli bu dediğimin pek
güzel bir ispatıdır. Yalnız “her alay eden yama kullanıyor” diyemeyiz elbette.
Bir şeyin yama olarak kullanılabilme şartı, kullanacak
kişinin o şeyin bir yama olduğunu inkar edebiliyor oluşudur. Yani kişi yama
olduğunu inkar edemediği şeyi yama olarak kullanamaz. Bu yüzden samimiyet ve
gerçeklik beklentisi yüksek kişilerin kullanabileceği çok az yama vardır. Farkındalığınız
arttıkça, benliğinizle sohbetiniz geliştikçe kullanabileceğiniz yama sayısı
düşer.
Okan Bayülgen video’nun bir yerinde kızın “ben ne işe yarasam
ki?” diye düşünüp “dur gidip şunun sigarasına karışayım” çözümünü bularak
kendisine saldırdığını söylüyor ki bence de aynen öyledir. Ben bu durumu “uzay
boşluğunda beyhude yere hacim kaplamadığını ispat çabası” olarak tarif
ediyorum, aynı şey. Maslow’un ihtiyaçlar piramidinin en tepesinde bulunan “kişinin
kendini gerçekleştirmesi” ihtiyacı budur işte. Piramidin tepesidir, yani en
ileri düzey ihtiyaçtır, son noktadır, bu ihtiyacı karşılamış çok çok az insan
vardır ama bu ihtiyacı kestirme yoldan kolayca karşılama çabasına girmiş
yığınla insan var…Her bir araba egzozunun bir dünya sigaradan çok daha fazla
zehir ürettiği bir çevrede ve binlerce arabanın ortasında bir tek sigaranın
peşine böyle hararetle düşmenin saçmalığı başka türlü açıklanamaz, birisi
kendisini en kısa yoldan gerçekleştirme gayretine girmiştir ve yardım etme iddiasıyla birilerini bu
tatmine ulaşmak adına kullanıyordur. Okan Bayülgen’in deliye dönmesinin sebebi
de bu kullanılma hali zaten.
Çocuklara başkalarına benzemek zorunda olmadığı gibi
başkalarına benzemenin kötü bir şey olmadığını da anlatmak lazım…hem de ilk
okulda, hem de ilk okuldan da önce, hem de lisede, orta okulda her yerde…
Ama kim yapacak bunu? Kendisini uzay boşluğunda doğru
şekilde konumlandırmaktan uzak kompleksli öğretmenler mi?.. (Kastım tabi ki
hepsine değil, kıymetli öğretmenleri tenzih ederim, Allah o küçük azınlıktan
razı olsun, gerçekten çok değerliler.)
Karşılıklı deliklerden mütevellit yoğun cereyan altında
kalmış ve yamaya yamaya sevimsiz bir bohçaya dönüştürdükleri kişiliklerini her
yerde herkesin burnuna dayayan-dayatan sevimsiz kitlenin yardımlarından ruh
sağlığı yerinde olan her kulu korusun Allah. Amin.
Ve Okan Bayülgen... İlk programı (ve bence tek “çok güzel”
programı) “Gece kuşu”ndan bu yana öyleymiş gibi yapmalara, samimiyetsizliklere tahammülsüz bir profil bir sergileyerek bunca
yıl sistemin içinde kalabilmiş olması ilginç gelir bana hep. Tamam, protest,
agresif ve samimi tavırlarını tarz haline dönüştürüp bundan ratingsel olarak
nemalanması akla uzak bir açıklama değil ama yine de şaşırırım bunca yıl ana
kuralı riyakarlık olan sistemle iyi geçinebilmiş olmasına. Gerçekten gerçek
olup olmadığını layıkıyla irdeleyebilecek kadar da tanımıyorum elbette, şu
paragraf bu yetersizliğimden dolayı tamamen yanlış da olabilir ama şaşırıyorum
işte hala içimde bir yerlerde bu duruma, içindeki “tutunamayan ruh” her nasılsa
yönetimi topyekun ele geçirmiyor.
Fakat bu videoda yılgınlık, bıkmışlık gördüm kendisinde. “Senin
gibi insanların yaşadığı bir dünyada yaşamaktan nefret ediyorum” derken
sergilediği çaresizlik…hüzün verici.
Uzaklaşmak isteyen, depresif birini görüyorum bu videoda…Sistemle
arası sandığım kadar iyi olmayabilir…
3 Aralık 2012 Pazartesi
NAZİRE
Kaçmak lazım yaşamak için. Kazadan beladan mesela,
ormanda aslandan, şehirde bağlanmamış köpekten.
Celladından da kaçman lazım…ki hiçbirinin üstünde “cellat” yazmaz. Ya da bilmediğin bir dildedir hep "cellat" yazıları. Öyle çok körkütük aşık falan olmayacaksın işte bu yüzden. Meşhur
atasözüdür; madem biliyorsun götünün huyunu, ne içersin koruk suyunu? Götünün huyunu iyi etüd edeceksin, koruk suyunu tanıyacaksın en az 10 metreden.
Cehaletten kaçman gerektiği gibi gerçekten biliyor
olmalara da çok yakın durmaman gerekebilir. Hangi ara nerede duracağına “karar”
denir ki hiçbir zaman kime ait olduğu tam belli değildir. Bu yüzden hayat, kulağına-gözüne iyi sahip olmayı gerektirir.
Şiir de öyle mesela, ondan kaçmayı da bileceksin ama ne
yazık ki uzak durman gerektiğini öğrendiğin her şiir için artık çok geçtir.
Uyuyor olmaktan, uyanık kalmaktan, sarhoş olmaktan, bir
türlü olamamaktan, gitmekten, kalmaktan, gündüzden, geceden, gafletten, dehşetten,
hasretten… hep kaçman gerekir işte, ama bazen birinden bazen ötekinden.
Kendinden kaçmayı da bilmelisin çünkü bazen ormandaki aç
aslandan daha tehlikelisin… ama kaçarken çok da gözden kaybetmemelisin… kendini.
Haa, yaşamayı ciddiye mi alacaksın bir sincap gibi mesela? Buyur, arzun bilir.
Haa, yaşamayı ciddiye mi alacaksın bir sincap gibi mesela? Buyur, arzun bilir.
DİLEMMA
İki çeşit insan var; sokakta kendisine rastlayınca yolunu
değiştirenler ve değiştirmeyenler. Kendisiyle sohbet edebilenler ve
edemeyenler.
İki çeşit insan var; kendisine tahammülü olanlar ve
olmayanlar.
Peki kendisine tahammülü olanlar kendisiyle sohbet
edebilenler mi edemeyenler mi?
1 Aralık 2012 Cumartesi
BUNLARI DÜŞÜNÜYORUM
“Filhakika” isminde bir tv programı düşünüyorum.
İstiklal Caddesi’nde gizli kameralı program. Palyaço
kılığındaki iri kıyım adamımız sokakta yürürken, gözüne kestirdiği birine “filhakikaaa” diye
bağırarak tokadı yapıştıracak, gizli kamera tokadı yiyen bahtsız kişinin yüzüne
zoom yapacak, şaşkınlığını-öfkesini çekecek. İzleyenler coşacak, ratingler
tavan.
Palyaço kaçacak tabi. Yakalanırsa yediği dayağa yakın
çekim, gelsin leylak rengi ratingler.
Tek başıma bir kafeye oturup garsona “bana iki mutluluk,
biri küçük olsun” diye sipariş vermeyi düşünüyorum. Muhtemelen şaşıracak
garsona “nerelisin?” diye sorup cevap almayı başarırsam “içinden mi?” diye eklemeyi
düşünüyorum.
Carpe diem tarzı
bir müzik albümü düşünüyorum. İçinde “yakalasana anı”, “aykırı ol gülümse”, “memelerimi
seviyorum sen de sev” gibi isimlere sahip 10 tane (takribi) parça olacak. Albüm
kapağında kazak giymiş fino köpeklerini dolaştıran çırılçıplak bayanların
fotoğrafı olacak, bayanlar çok matah bir halt yapıyorlarmış gibi gülümsüyor
olacaklar fotoğrafta. Müzik elektro şok tarzı olacak.
“Erkeklerin kadınlar hakkında bildiği her şey” isminde bi
kitap düşünüyorum. Kitap boş sayfalardan oluşacak, defter gibi. (Bunu benim
düşündüğüm yalandı, bu dediğim salaklık hakikaten yapıldı ve bir dünya sattı. Seni
azıcık anlasam eyiydi be insanlık, bi de Türkçe’ye çevrilmiş!) Bkz. aşağı:
Ne gelini ne damadı ne de katılan hiç kimseyi tanımadığım
bir düğünde mikrofonu ele geçirip bu evliliğin beni nasıl da mutlu ettiğini
mutluluktan ağlayarak göstermeyi ve düğün sakinlerinden alkış almayı
düşünüyorum.
Bi yerli çekirdek dizisinde sanat yönetmeni olmayı
başardığımın ertesi günü “burada benim yöneteceğim bi bok yok” yazılı istifa
mektubunu yapımcı şirket sorumlusuna elden vermeyi düşünüyorum.
Kalabalık bir belediye otobüsüne “selamın aleyküm” diyerek
bindikten hemen sonra içerideki herkesle tek tek tokalaşmayı düşünüyorum. Otogarda otobüsü henüz hareket etmiş kişilere yerden
el sallama düşüncem de var, bu iki proje eş zamanlı olarak yürütülebilir.
Şu fani dünyadan birine “sen benim kim olduğumu biliyor
musun?” diye sormadan göçüp gitmek istemiyorum. Düşünceden ziyade umut bu, “ölmeden
önce yapılacaklar” listesinin başı, liste başı yani.
Televizyondaki evlenme programlarından birine katılıp çok
ciddi bir yüz ifadesiyle “yaş, kilo, boy, cinsiyet fark etmez, sağlıklı olsun, bi de çek defteri olsun yeter" dedikten sonra
sunucunun muhtemel aşağılayıcı ithamlarına karşılık “ama siz beni yanlış
anladınız” demeyi düşünüyorum.
Ayin esnasında bi kilisenin kapısından içeri “bismillah”
diye bağırıp kaçmayı düşünüyorum.
Bülent Ersoy’un önünde eğilerek kendisine “büyük hayranınızım”
dedikten hemen sonra mutlu-mesut cümleler kurmasına fırsat vermeden “şaka be
şaka” diyerek kaçmayı da düşünüyorum.
Bilimsel bir panelde
mikrofonu ele geçirip (mikrofonlu fanteziler) hazır bulunanlara “Sayın Şemsi Paşa
Pasajı’nda sesi büzüşesiceler, higs bozonunuz bereketli olsun, siz de berhüdar olun”
demeyi düşünüyorum. (Diyebilirim bunu, hem de zorlanmadan)
Özenle seçilmiş birine “çok güzelsin gitme dur.” demeyi düşü…nemiyorum!
Düşünürdüm ama, bu biraz fazla çılgınca… Şimdilik düşünmeyi düşünüyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Öne Çıkan Yayın
ÇOK GÜZELSİN GİTME DUR NOKTASI
Şahsi tarihimizin tekerrür ede ede gözümüze sokmaya çalıştığı toplamda sadece tek bir şey vardır belki de: O aslında öyle değil. Taz...
-
sen istinye'de bekle ben buradayım içimde köpek gibi havlayan yalnızlığım belki gelmem gelemem 5 dakika bekle git çünkü ben bu...
-
Ger derse ki Fuzuli güzellerde vefa var, Aldanma ki şair sözü elbet yalandır. “Elbet” dediğine göre şairlerin “bütün” sözleri yalandı...
-
https://www.imdb.com/title/tt9059760/?ref_=nv_sr_srsg_0_tt_8_nm_0_in_0_q_normal%2520people Şöyle bir dizi, iki yıl önce ve yakın zam...

